SOSYALLEŞMENİN TEMEL KOŞULLARINDAN BİRİ: EKONOMİ
Ekonominin sosyalleşmeye ne gibi etkilerinin olduğuyla ilgili İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vehbi Bayhan önemli açıklamalarda bulundu. 32 yıldır akademik hayatı içinde olduğunu gençlik sosyolojisi ve psikolojisi üzerine araştırmalar yaptığını belirten Bayhan, “Türkiye’de anne ve babalar tarafından çocuklarının okumasını istediğini ve dikte ettiği bölümlerin başında Tıp geliyor. Ebeveynler çocuklarına tıp okuyup doktor olmalarını dikte etmesinin en büyük sebebi statüsünün, gelirinin iyi olmasıdır.” dedi.
Ekonomiyi insan hayatında temel sosyal kurumlardan biri olarak tanımlayan ve BUSABAH gazetesine açıklamalarda bulunan Bayhan, “Belirli bir ekonomik gelire sahip olamayan insanların, gelir düzeyleri azdır ve hayatını sürdürecek bazı imkânlardan yoksunlardır.” dedi. Konuşmalarında Alman Filozof Karl Marx’ın sözleriyle devam eden Bayhan, “Marx, toplumda ekonomi kurumunun bir alt yapı kurumu olduğunu; din, ahlak, hukuk, aile gibi üst yapı kurumları ekonominin etkisi altında olduğunu söylemektedir. Ekonomi bütün kurumları yani aile, hukuk, din, örf, adet, sanat gibi kurumları etkisi altına almaktadır.” ifadelerini kullandı.
Bayhan, aile kurumunun ekonomik düzeninin anne ve babalar tarafından yönetildiğini söyledi. Konuşmalarına “Ebeveynler aile bütçesini de eşit harcamak ve dağıtmak zorundalar. Bunu yapmadıkları zaman borçlanıyorlar ve borçlanma son aşamasında aileyi oluşturan bireylerin psikolojik olarak etkilendiği mutsuzluğa yol açıyor. Ekonomik açıdan insanların hayatlarını idame ettirecekleri, sürdürecekleri bir gelire ihtiyaçları var. Ekonomik durum, iş ve meslek sahibi olmayla ilintili bir konudur. Bu yüzden bütün anne ve babalar çocuklarının iyi bir okulda okumasını, üniversite bitirmesini ve kendilerinden daha iyi bir konuma gelmesini isterler.” şeklinde devam etti.
32 YILLIK TECRÜBE
32 yıldır akademik hayatı içinde olduğunu gençlik sosyolojisi ve psikolojisi üzerine araştırmalar yaptığını belirten Bayhan, “Türkiye’de anne ve babalar tarafından çocuklarının okumasını istediğini ve dikte ettiği bölümlerin başında Tıp geliyor. Ebeveynler çocuklarına tıp okuyup doktor olmalarını dikte etmesinin en büyük sebebi statüsünün, gelirinin iyi olmasıdır. Eşit ağırlık bölümünde de ebeveynler tarafından en çok tercih edilen bölümler yine statü ve gelir açısından en iyi durumda olan hukuk ve psikoloji bölümleri gelmektedir. Dolayısıyla ailelerin çocuklarını bu bölümlere yönlendirmedeki etkileri aslında çocuklarının ekonomik açıdan bağımsız olmaları ve kendilerinden daha iyi kazanç elde etmeleri ve statüye sahip olmalarını istedikleri içindir. Orta ve düşük gelirli aileler çocuklarını sınıf atlamalarını istedikleri için bu meslekleri dikte etmektedir.” dedi.
“TOPLUMA UYUM SÜRECİ AİLEDE BAŞLIYOR…”
Toplumla uyum süreci içerisinde olma, yani sosyalleşmenin aile kurumunda başladığından söz eden Bayhan, “Bireyler anne ve babadan aldığı kromozomlara göre kadın ve erkek olarak dünyaya gelir. Buna biyolojik cinsiyet diyoruz. Bir de toplumsal cinsiyet var. Bu kavram ise aileden başlayarak bütün içinde bulunduğumuz sosyalleşme kurumlarında kadın gibi davranmayı ve erkek gibi davranmayı öğrenme sürecidir. Bireylerin sadece biyolojik cinsiyetle dünyaya gelmeleriyle iş bitmiyor, bir de sosyalleşme sürecinde kadın ve erkek olmanın gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla kişiliğimizi ve kimliğimizi oluşturan unsurlardan birisi toplumsal cinsiyettir.” ifadelerine yer verdi.
KÜLTÜREL KALITIM
Bireylerin doğdukları ailenin etnisitelerine sahip olduğundan bahseden Bayhan, “Ailemiz Türk ise Türk, Fransız ise Fransız, İngiliz ise İngiliz oluyoruz. İçinde doğduğumuz ailemizin dini yapısı neyse bizde aynısına inanıyoruz ve bunları değiştirme lüksümüz yok. Yani içinde doğduğumuz ailede bu örüntüleri hazır olarak buluyoruz. Biyolojik veraseti kalıtımla anne ve babamızdan aldığımız gibi kültürel kalıtımı da kültürel sermaye olarak doğduğumuz aileden alıyoruz.” dedi.
EKONOMİK İMKÂNLARA GÖRE YAŞIYORUZ
Bireylerin kültürel sermaye ile ailelerinin içinde bulunduğu ekonomik, dini, sosyal, etnik yapıları aldığını ifade eden Bayhan, “Örneğin içinde doğduğumuz aile yoksulsa, orta tabakadaysa ya da zenginse hayatımızda buna göre şekilleniyor. Sosyalleşme sürecinde içinde doğduğumuz ailenin sosyal sınıfı ve sosyal tabakası bireyleri biçimlendiriyor. Ekonomik imkânlara göre hayatımız ya sınırlanıyor ya da refah içerisinde rahat yaşıyoruz. Ekonomi olmadan insanlar yaşam sürdüremiyor maalesef. Çünkü hayatımızı idame ettirebilmemiz için yeme, giyme vb. gibi ihtiyaçlarımız var.” ifadelerine yer verdi.
İŞSİZLİK
Günümüzdeki en önemli sorunlardan birinin işsizlik olduğunu ifade eden Bayhan, “İşsizlik Koronavirüs salgınıyla birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artmış durumdadır. Özellikle genç işsizliğin daha çok arttığını dünya ülkelerinde ve Türkiye’deki istatistiklerine baktığımız zaman görebilmekteyiz. Türkiye’de ve Dünya’da gözlemlediğim kadarıyla marketlerde çalışan kasiyerler ve emekçiler üniversite mezunu, bu ayıp değil. Ben Amerika ve İngiltere de bulunduğum sürede de gözlemlediğim için gelişmiş ülkelerde de insanlar kendi alanlarında iş bulamadıkları için kasiyerlik yapıyor. İşsizlik bütün ülkelerin temel sorun, ama genç nüfus biraz daha kırılgan yapıya sahip olduğu için kriz dönemlerinden daha çok etkileniyorlar. Birey olabilmenin ayakta durabilmenin temel koşullarından biri ekonomik yapının iyi olmasıdır. Bireysel, kurumsal ve toplumsal bağlamda iyi bir ekonomiye sahip olmak önemlidir. Toplumdaki refah ne kadar yüksekse bu refahın bireyler arasındaki dağılımı da o derecede yüksek olacak ve işsizlik oranı azalacaktır. Toplumdaki krizler doğal olarak bireyleri de etkiliyor.” şeklinde konuştu.
“EKONOMİ OLMADAN HAYATIMIZI SÜDÜREMEYİZ”
Ekonomi olmadan hayatımızı sürdürmemiz mümkün olmadığını dile getiren Bayhan, “Ekonomi hayatımızda temel bir unsurdur fakat tek unsur değildir. Ekonomi hayatımızı etkileyen birçok unsurla etkileşim içerisindedir. Toplum olarak ekonomik yapınız güçlü olursa krizlerden daha az etkilenebiliyorsun, ama kırılgan bir ekonomiye sahipseniz toplumu oluşturan aileler ve bireyler de bu durumdan olumsuz etkileniyor.” ifadelerini kullandı.
VERİLER
Türkiye’de ne istihdam da ne de eğitimde bulunmayan gençlerin NEET kavramıyla ifade edildiğini belirten Bayhan sözlerine “Bunun sonucu olarak evde hayatlarını geçiren ve çalışmayan ‘ev kızı’ ve ‘ev erkeği’ oranları artmaktadır.” şeklinde devam etti. İşsizlik ile ilgili açıklanan verilere değinen Bayhan, “Ne eğitimde ne de istihdam bulunmayan 15-24 yaş grubundaki genç nüfusun 2021 yılı itibariyle Türkiye’deki oranı yüzde 26 iken dünyadaki oranı yüzde 23’dür. Türkiye’de yüzde 26 orana sahip olan istihdamda ve eğitimde yer almayan gençler 3 milyon 115 bin kişi olarak saptanmıştır. Bu veriler 2021 yılının üçüncü çeyreğine ait veriler. Açıklanan verilere göre istihdam ve eğitimde yer almayan gençler arasında kadın nüfusun erkek nüfusa oranla daha yüksek olduğu görülüyor, bunun sebebi kadınların toplumdaki statüsüyle alakalı bir durumdur. Son yıllarda üniversitelerde kadın öğrencilerin oranının da artış yaşanmaktadır. Bunla ilgili de açıklanmış veriler bulunmaktadır. Bu artışa rağmen kadınların istihdamda fazla bulunmamalarının sebebi toplumdaki konumlarıyla alakalıdır.” ifadelerini kullandı.
