Sezonun son oyunu “Diktat” ile Malatya Devlet Tiyatrosu oyunlarına ara verdi. Su gibi geçen tiyatro mevsimi boyunca kimimizi güldürdü kimimizi ağlattı. Ağlamak, duyguyu dışa vurmaktır.

İnsan aslında ağlamak ile gülmek arasında yaşayan psikolojik bir varlıktır. Duygularımızın bize sunduğu fırça ile bizi ve çevremizi şekillendiririz, bizler çevremizdeki diğer insanların bize çizdikleri bir tualde yaşarız. Aslında tiyatro bu tualin gerçek kesiti gibi çevremize bakma şansı verir.

Biz insanlar kendimizi keşfetmeden başkalarını keşfetmeye çalışırız ve çoğu zaman yanlış kararlar veririz. Bu yanlış kararlar kendimize olan yabancılıktan gelir. Halbuki kendisini ve isteklerini bilen insanın bir hayat planı vardır ve hayat planı olan insanlar yol alırlar. Yol alan ilerler, ilerleyen insanı amacına yaklaştığı için mutluluk duyar. Mutlu olan insan da çevresine mutluluk fırçasıyla rengarenk gökkuşağı ruhlu tualler çizer ve o vakit topyekün mutluluğu kazanabiliriz. Kendimizi tanımak için kitaplar okumak tabiî ki şart fakat sanatı kullanmayan insanlar kendi aynalarına bakamadıkları için hep başkalarına VE başkalarının isteklerine bakar. Böylece koca bir hayatta yabancı yollarda mutsuzluğa yol alır.

Olmak ya da olmamak… Mutlu olmak ya da mutlu olmamak… İşte bütün mesele bu. İnsanın hayat gayesi mutlu etmek değilse asla mutlu olamaz. Tiyatro, sanat dallarının yürüyen, haykıran, nefes alan, yaşayan, yaşayanların hikâyelerini anlatan çok kapsamlı sanat türüdür

Bizler tiyatroya beğenmek için değil ya da ne kadar kötü olduğunu görmek içinde değil ne demek istediğini anlamak için gideriz. Bu anlayış bize insanları dinlemeyi aşılar. Çoğu insan kelimelerle anlatamadıklarını vücut diliyle söyler, tiyatro gibidir. İnsanların mimikleri ve tavrı vardır. Sadece ses duymak yetmez insanı anlamaya.

Mutlu edebileceğimiz insanlar bulmak dileğiyle…

Hoşça kalın…