Ulu Cami’nin güneyinde inşa edilen Şahabiyye-i Kübra Medresesi ile batısında yer aldığı bilinen Şahabiyye-i Suğra Medresesi, Malatya’nın eğitim tarihine damga vurdu. Osmanlı arşivlerinde yer alan BOA-TD 156 numaralı kayıtlara göre Kübra Medresesi’nin banisi Şahabettin Hızır’dı. Bu bilgi, yapının güçlü bir vakıf geleneğine dayandığını ortaya koyuyor.
Malatya’yı adım adım gezen ünlü sanat tarihçisi Albert Gabriel’in aktardıkları ise medresenin geçirdiği tarihi süreci gözler önüne seriyor. Gabriel’e göre yapı, Malik Eşref döneminde (1367-1376) kapsamlı bir onarımdan geçti. Onarımın Mimar Semaddin Muhammed İbn Osman ile Takvuroğlu Stefan isimli Ermeni bir usta tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Bu detay, medresenin çok kültürlü bir emeğin ürünü olduğunu ortaya koyuyor.

Arapgir’in tarihi Büyük Kozluk Köprüsü: İlhanlılar döneminden günümüze
Arapgir’in tarihi Büyük Kozluk Köprüsü: İlhanlılar döneminden günümüze
İçeriği Görüntüle

ZAMAN VE AFETLER, BU TARİHİ MİRASI DERİNDEN SARSTI

Vakıf kayıtları, her iki medresenin de 1913 yılına kadar aktif olarak kullanıldığını gösteriyor. Ayrıca Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in vakfa değirmen ve bahçe gelirleri bağışladığına dair belgeler, yapının asırlar boyunca ayakta kalmasını sağlayan ekonomik desteği gözler önüne seriyor. Ancak zaman ve afetler, bu tarihi mirası derinden sarstı. 2011 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından temizlik ve kazı çalışmaları yapılan alanda, 24 Ocak 2020’de merkez üssü Sivrice olan depremle birlikte hasar oluştu. Deprem sonrası yapının zarar gören bölümlerinde bakım ve onarım çalışmaları başlatıldı.
Bugün geriye kalan kalıntılar, Malatya’nın köklü ilim geleneğini hatırlatıyor. Uzmanlar, Şahabiyye-i Kübra Medresesi’nin yalnızca bir yapı değil, şehrin hafızası olduğuna dikkat çekiyor. Tarihin tozlu sayfalarından bugüne ulaşan bu mirasın korunması, Malatya’nın kültürel kimliği açısından büyük önem taşıyor.

Muhabir: Tahir Özçelik