İki minare arasına kandillerle yazı yazma geleneği olarak bilinen mahya sanatı, Osmanlı döneminde doğdu ve zamanla Ramazan ayının simgelerinden biri haline geldi. Hem estetik hem de manevi bir anlam taşıyan bu gelenek, yüzyıllardır cami siluetlerini aydınlatmaya devam ediyor.

OSMANLI’DA DOĞAN GELENEK

Mahya sanatının 17. yüzyılda Osmanlı döneminde ortaya çıktığı biliniyor. Rivayete göre ilk mahya, dönemin hattat ve mahya ustası olan Hattat Hafız Ahmed Kefevi tarafından İstanbul’daki Sultanahmet Camii minareleri arasına kuruldu. Başlangıçta yalnızca kandillerle yapılan bu ışıklı yazılar, zamanla daha estetik ve teknik açıdan gelişti.

RAMAZAN’IN IŞIKLI MESAJLARI

Mahyalar genellikle Ramazan ayında asılıyor ve “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan”, “Oruç tut sıhhat bul” gibi dini ve sosyal mesajlar içeriyor. Bu yazılar hem şehrin siluetine estetik bir katkı sunuyor hem de toplumsal birlik ve beraberlik duygusunu güçlendiriyor.

Arapgir’in tarihi Büyük Kozluk Köprüsü: İlhanlılar döneminden günümüze
Arapgir’in tarihi Büyük Kozluk Köprüsü: İlhanlılar döneminden günümüze
İçeriği Görüntüle

USTALIK İSTEYEN BİR SANAT

Mahya kurmak büyük bir ustalık gerektiriyor. İki minare arasına gerilen halatlar üzerine kandiller tek tek yerleştiriliyor. Yazının düzgün görünmesi için ölçü ve denge büyük önem taşıyor. Günümüzde kandillerin yerini elektrikli ampuller almış olsa da mahya ustalığı hâlâ geleneksel yöntemlerle sürdürülüyor.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YAŞAYAN MİRAS

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte mahya geleneği kesintisiz devam etti. Yüzyıllardır gökyüzüne yazılan bu ışıklı mesajlar, Ramazan gecelerinde şehirlerin manevi atmosferini aydınlatmayı sürdürüyor.

Muhabir: Haber Merkezi