Merhaba sevgili okurlarım… 13-14 Mart tarihlerinde şehrimize gelen “Kadın Sığınağı” adlı oyunumuzda kadınların toplum içindeki yerlerini ve kadınların değer görme biçimini izledik.

Oyunda oynayan kadın sanatçılar bir bir seyircinin içinden çıkıp, oyuna başladılar. Bu seyircinin dikkatini ve empati yapma hazzını artırmış olabilir. Sahne ve dekordaki alışılmışın dışındaki değişimler de çok güzeldi. Yine oyun sonunda oyuncular, alkışın devam ettiği sırada seyircinin yanından geçip dışarı çıktılar. Bu da oyuna ayrı bir güzellik kattı.

Bir şairin mısraları gibi konuya bağlı kalarak tekrarlıyordu hayat, analar ve kızları için… Yoksulluktan değil, sevgiden mahrum kalan insanların kendi çıkmazlarında buldukları yol idi; zarif ince yaradılana bağırmak ve taşlamak.

Çoğu ana kaynana olur, oğlunun cahilliğine sığınıp kendisi gibi zarif yaradılan gelinine zulmeder. Bir kadın, evli bir erkeğin cahil çıkmazlarına sığınıp onu elde eder ve kendi cinsinin yani bir başka kadının hayatını altüst eder. Bir ana töreye boyun eğer, öz kızını okutmayan babaya destek verir ve topluma kızını cahil olarak iter. Sonra da kendileri göçüp gidince fani dünyadan, kızcağızları cahilliği ile yapayalnız kalır ve o kız için hayat şartları alaşağı olunca kendiliğinden itilir kara sis boşluklara…

Kadınlara zulmeden erkekler. Fakat sessiz kalan, art niyetle bu tür erkeklere destek veren kadınları da unutmamalıyız. Değişim toplumun her kademesinde olmalı. Annelerimize duyduğumuz saygı, bütün kadınlara yansımalı.

Benim bir adaşım, kötürüm hasta annesi için evliliği hayat planından çıkardı. Ne büyük bir özveri. Belki bize delice gelebilir fakat satır altlarında anne sevgisi ve başka bir kadına annesinin yükünü taşıtmama isteği olamaz mı? Erdemler her zaman kağıt üzerine yazılmaz, onu hisseder ve yaşarsınız. Belli mi olur, belki bir yazar da bu yaşadığınızı görür ve mısra hatları ile her okuyan insana ulaştırır. Bizler bahara yağmur, tomurcuk ve yaprak umuduyla girmeye çalışırken evlerinde oğullarından gelinlerinden kocalarından bir tatlı sözü bir demet gülü bekleyen o kadar kadın var ki… Belki de o kadar kadın gülse sevinse insanlığın ruhuna yeniden bahar gelecek, nereden bilebiliriz ki…

Hayatı ufacık bir yolculuk gibi düşünsek, o kadar ufaltsak ki kendi kendimize bu ufak şeyler için birbirimizi üzmeye gerek yok diyebilsek.

Bence gözümüzde ufalmış bir hayat ruhumuzu büyütecektir ve büyümüş ruhlarımız küçük kızına kucak açıp “Gel gel” diyen babanın merhametine yaklaştığı zaman artık kadınlara şiddet sorunu olmayacaktır.

Büyümüş ruhlar olma niyetiyle, hoşça kalın…

Gelecek hafta Neil Simon’un “Aklımdaki Kadınlar” adlı oyununu izleyeceğiz. Siz sanatseverleri oyunlarımıza bekliyoruz.