Bazen en güçlü zaman diliminde bir uçurum bekler insanı. Ve o uçurum bütün takımı içine çeker.

Malatyaspor adına Pazar günü İnönü’deki resim buydu.

Son haftalar galibiyete düşkünlüğü ile bilinen takımın, yenilmemek adına bile fazla mücadele etmediğini gördük.

Bazen gururla yürünen yollarda hiç hesaba katılmamış kayıplar vardır. Giden 3 puanı bir kenarı atarsak,böyle sonuçların daha dikkatli olmayı emreden bir gerçeği de vardır.

Malatyaspor’un kazanacağı en anlamlı gerçek de budur.

Savunmanın kendini inkâr eden hallerini, orta sahanın teslimiyetini, forvetin rakip kaleye gidemeyişini izledik. Malatyaspor’un futbol adına kendini gösterdiği tek sahne taca çıkan topu, teknik direktör İrfan Buz’un çabucak oyuna sokmasıydı.

Zaten seyirciden en fazla alkışı da o pozisyon aldı.

Sarı kırmızılı takımın kaybetmesini gerektiren şartlar kulübün içersindeydi.

Azuka tarihi bir gün yaşadı. Hata ambarıydı. Ayakları da aklı da futbolun dışındaydı. Kemal Cingirt’in kanadı rakibin bereket kulvarıydı.

Oyuna hamle gücü olarak alınan Aydın Çetin bayatlamış duruşunu tazelemek için hiçbir şey yapmadığı gibi takıma da ağırlık yaptı.

İşaret edilmesi gereken adamlar listesinde Ramazan Kahya’da var. Saklambaç oyuncusu olmakla futbolcu olmak arasında bir tercih yapmak zorundasın artık! K. Erciyes maçında koşmadan, terlemeden attığı frikik golü sadece o maçlık kendisini kurtardı. Peki, ‘al golünü çık desem’ Ramazan Kahya’nın koca bir sezon boyunca bir tane bile oyuna katkısını söyleyebilir misiniz?

Ve sen Hüseyin Kar...

“Saçlarına gösterdiğin özeni ayaklarına göster” cümlem, kişisel bir dokundurma değildi. Senin içler acısı halini işaret etmek adına ‘okkalı bir tepki’ vardı o sözde.

Futbolcular maça çıkarken, formalarının üzerlerindeki amblemi öpüyorsa yenilmemek için canları çıkıncaya kadar mücadele etmeleri gerekir.

Gerçek aşk tutukluk yapmaz. Hele maçtan sonra teknik direktörünüz size arka çıkacak kadar yürekli davranıyorsa.

Sevgili Malatyaspor’lu kardeşler;

Altınordu maçında ‘biz’ denilen resmin içinden çıktınız. Altına da ‘birimiz hepimizi, yalnız bıraktık, hepimiz bir olup 3 puanı yolda bıraktık’ yazdınız.

Pazar günkü sonuca yılsonu yorgunluğu da diyebiliriz, 40 puan tokluğu da. Biz her şeye rağmen ‘insanlık hali’ deyip geçelim.

Geçelim geçmesine de maçtan sonra camiada kopan yaygarayı da atlamayalım. ‘İnsanoğlu nankördür çiğ süt emmiş’ sözü tam da bu tür durumlar için söylenmiş galiba. Yahu herkesin küme düşer dediği takımı, bu oyuncu grubu ve teknik heyet lig bitmeden 6 hafta önce kümede bırakmadı mı?

Şimdi neyin kafası yaşanıyor da bu oyuncular ve teknik heyet para krizinden dolayı suçlanıyor.

Bir futbol kulübünde ‘para’ lafının tedarikçisi oyuncu mudur, teknik heyet mi yoksa yönetim mi?

Önce bunu konuşalım.

Sezon başından beri bu kulüpte onca para krizi yaşanırken, bu oyuncu grubu değil miydi, Elazığ derbisini kazandıran, takımı play off potasına sokan.

Futbolcuların saha performansı elbette eleştirilebilir, iyi ya da kötü denebilir (yukarıda yazdığım gibi). Ama mağlubiyetlerin arkasından onların karakter analizini yapmak kimsenin haddi değildir.

Sadece bir mağlubiyetle tüm oyuncu grubunu paracı olmakla suçlayanlar, önce nemalandıkları yönetimin kendilerine değil, futbolculara ne verdiklerine bakacaklar!