Ellerimi klavyede bekletirken düşünürüm ben.

Daha doğrusu karar veririm:

Yazmalı mıyım?

Yazmamalı mıyım?

Yanlış anlaşılmasın, bir şeyden ya da kimseden çekindiğim için değil, “Benim haddime mi?” diye düşündüğüm için yazmadığım şeyler var.

HAD!

***

LİYAKAT!

EGO!

KİBİR!

Bürokrasinin vazgeçilmezleri.

*

Geçtiğimiz günlerde bir kafede arkadaşlarımla otururken garson şefi olduğunu anladığım bir kişinin, kendinden yaşça küçük ve deneyimsiz iş arkadaşlarına (garsonlara) oldukça sert ve kibirli emirler verdiğini gördüm.

Diğerleri aldırış etmese de bir tanesi ezile büzüle onun söylediklerine yetişmeye çalışıyordu.

O kadar kahroldum ki orada, ne yemek yiyebildim ne de gözlerimi alabildim.

Tahminen 18 yaşındaydı. Yemekten sonra kalktık, ben onun yanına gittim. Tanıştım.

-“Ne zamandır çalışıyorsun burada?” dedim.

-“3 haftadır abla” dedi.

Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım, diğer garsonların ve özellikle şef zımbırtısının dikkatini çekti bu durum. Oradan ayrılırken:

-“Bu güzelliğini bozma. Kimsenin seni üzmesine izin verme” dedim.

*

GÜZELLİĞİNİ BOZMA!

Güzellik neden bozulur sizce?

Cevabı tek kelime: KİBİR!

*

HADDİMİ BİLEREK SÖYLÜYORUM:

Bence insan ruhundan anlamayan hiç kimse garson şefi olmamalı.

Mesleğini milletten aldığını bilmeyen hiç kimse milletvekili olmamalı.

Hayatında 2 kitap bile okumayan hiç kimse bilmiş bilmiş konuşmamalı.

Bir kuru soğana muhtaç olmadan büyüyen kişiler işveren olmamalı.

Vicdanı körelmiş insanlar olmamalı.

Başkalarının duygularını önemsemeyen insanlar olmamalı.

Herkes haddini bilmeli.

Liyakatsizlik, kibir, ego...

Bunları yapan insanlar, insan yerine konulmamalı…