Pazartesi günü ders zilinin çalması ile beraber 16 milyon çocuk sınıfları doldurdu.
Belki de ilk defa bu yaz tatili çok uzun geçmiş­tir çocuklar için…
Son üç ayda neler yaşanmadı ki…
İlkokul üçe giden bir arkadaşımın çocuğuna öğretmeni ödev vermiş.
Üçüncü sınıfa, 15 Temmuz ile ilgili gazetede çıkan haberleri toplayıp bir kartona yapıştırılmasını söylemiş öğretmenleri…
Arkadaşım beni aradı, ne yapacağız, diye…
Ev gazeteden geçilmediği için zor olmadı arka­daşımın çocuğuna yardım etmek…
Bazı ödevler zor gelmeyebilir ama velilerin bu ödev ile ilgili çilesi bize has olan bir sıkıntıdır.
Çünkü memleketimizde ödevleri anne-babalar yapar.
Bunu herkes bilir!
Öğretmen de bilir, müdür de bilir, bakan da bilir…
Anne-babaların tek derdi maalesef işin içinden çıkılamayan ödevler değil bambaşka sıkıntılar da baş gösteriyor.
Mesela kayıt parası yerine icat edilen “bağış parası” tuzağı…
Her okul yapıyor demiyorum ama bildiğim çok okul var!
İnsanların herhangi bir yere “bağış” yapması çok normaldir ama bunu kurumsallaştırmak aldat­mak anlamına geliyor.
Sen sistematik bir şekilde yapılacak bağışın rakamını belli edersen ve muhatabına açıklama yapmadan bankaya göndermeye çalışırsan o insanları kurumun adına kandırmış olursun.
Bağış dediğimiz mekanizmanın rakamı tama­men bağış yapan ile alakalıdır ve zorunlu değildir!
İnsanlara hesap numarası verirken kafalardaki hesapları iyi düşünmek gerekir.
Mart ayı dert ayı derler ya aslında dert ayı çoğu anne-baba için eylül ayıdır.
Bu yazıyı okuyan anne-babalara sesleniyorum:
“Bağış” diye elinize bir hesap numarası kâğıdı tutuşturan okul yetkilisi olmuş ise lütfen bana ula­şın, buradan isim vererek deklare edeceğim!
Bu işin sonlanmasını duyarlı anne-babalar bitirecektir.
***
Bazı okulların yöneticileri veya öğretmenleri kendilerini İsviçre’de yaşıyor zannediyor.
Maalesef okullardaki bazı uygulamalar duyarlı­lık göstermediğimiz için halen devam ediyor.
Mesela çocuk okumaya geçtiği zaman öğret­menine “altın” alınıyor diye sanki o öğretmen biri­leri tarafından terfi ettirilmiş gibi bir uygulama var.
İnanın, borç para bulup o altını alan baba biliyorum.
Geliri iyi olan aileler bu tür uygulamaları hoş karşılayabilir ama bunu kural haline getirmeyi anlayamıyorum.
Çocuklar arasında sınıfsal farklar yaratmayı o öğretmen düşünmeyebilir ama okulda kaç tane yönetici var, kaç tane yetkili var…
Birileri bu sonradan yerleşmiş sisteme dur demeli…
Allah aşkına o öğretmenin görevi zaten o çocu­ğu okutmak!
Hiçbir okulun ve öğretmenin hiçbir neden gö­zetmeden hediye kabul etmemesi gerekir.
Ben okulumda bu tür şeylere izin vermiyorum, diyen yönetici olabilir ama görmezden gelen yö­neticiler var maalesef!
Bu hediye/altın işlerinin artık bitmesi gerekiyor.
Bu da yönetmelikle olur eğer bu tür bir yönet­melik yoksa eğer…