En son pedal çevirmemin üzerinden 4-5 yıl geçmişti.

Uzun zaman sonra Malatya sokaklarında bisiklet kullanmaya başladım.

Bir vakitler ilk aşk gibiydi bisikletler, her çocuğun rüyasını süslerlerdi ve o rüya gerçekleşince çocuklar düşe kalka binmeyi öğrenirlerdi; dizleri parçalansa, dirsekleri kanasa, yorgunluktan bacakları titrese de asla vazgeçmezlerdi.

Ben de bisikletle ilk olarak çocukluğumun geçtiği devlet demiryolları lojmanlarında tanışmıştım. Üç tekerlekli bisikletimle kaldırımlar üzerinde döner dururdum.

Şimdi ise koşulları da farklı, hayalleri de çocukların, pek çoğu sokağa çıkıp bisiklete binmek yerine havasız odalarında bilgisayarlarının başına oturup sanal alemlerde dolaşıyor…

Hiç unutmuyorum. Küçük evin oğlu Murat’ın, altıncı kattaki Eren’nin ve yan komşumuzun oğlu Okan’ın 6 ve 12 vites bisikletleri vardı.

İlk kazamı işte 12 vitesli o bisikletle yapmıştım. Hiçbir önlem almadan sürdüğüm bisikletten düşüp başımı betona çarptım.

O kaza izi hala başımda durmasına rağmen bisikletten hiçbir zaman korkmadım.

Şimdiki çocukların dizlerinde yara izi, dirseklerinde çürükleri bile yok.

Hiçbiri kan ter içinde toza toprağa bulanıp eve gelmiyor.

Bir bahçe duvarının üzerinde ekmek arası peynir ve domates yemenin zevkini tadamıyorlar.

İki tekeri her zaman özgürlüğe atılan adım olarak gördüm.

Bugünkü çocuklar büyük alışveriş merkezlerinden alınmış havalı bisikletlerine ancak yazın gittikleri tatil köylerinde biniyor, bisikleti hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olarak benimseyip kullanmanın keyifini süremeden büyüyorlar.

Çocuklarınıza iki teker sevgisini mutlaka aşılayın.

Onunla geziler yapın. Yeni yerler keşif edin.

Keşfedilen yerler çoğu kez eşsiz güzellikte yerlerdir.

Ama mutlaka güvenlik tedbirlerinizi alın.

Başınızda kaskınız olsun.

Mutlu hafta sonları diliyorum.