1990’lı yıllarda özel televizyonların çıkışıyla beraber, erotik, gürültülü ve kavgalı yayın akışına dalmış milletimizin bunu yadırgamaması TRT’nin 20 yıl uyguladığı sansürden kaynaklanması diyebiliriz. O yıllarda her akşam fırtınalı programlar izledikten sonra cila için kırmızı noktalı program ve filmler izlettirilirdi. Özel televizyonculuk daha yeniydi ve 3.sınıf kanallar taklit ediliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam eğer 90’lardan bugüne gelen üç ya da dört kişi var halen program yapan. Kısacası o yıllarda ısrarcı olmamışız. Ve süzgeçten yıllar içinde çok az kimse kalmış.
Aradan 20 yıl geçmiş ama biz bu eleme işini değiştirmiş gibiyiz. Erotikli-kavgalı-gürültülü programlar bu 20 yıl içerisinde değer kaybetmeye başlamıştı. İçeriğe, bilgiye ve seyirciye saygıya dayalı bir formata doğru ilerlerken sanki bu tersine dönmüş gibi. Programların içeriği yerine kişilerin ses tonuna bakılmaya başlandı. Programların tartışma kalitesinden çok, kişilerin kimlere “çaktığı”na bakıldı artık.
Ve bunun sebebi, bizim unutkan oluşumuzu bilen kafalı yapımcılardır. Sizce Mehmet Ali Erbil kaç kez olaylı bıraktı programını. Bazı insanlara karşı bizler niye bu kadar toleranslıyız? Ahmet Çakar en az 4 ya da 5 kere olaylı ayrılmıştır. Hatta bu olaylı adama yarışma programı dahi sundurdular. Nedir bunları bu kadar farklı kılan? Ses tonu mu yoksa çemkirmesi mi? Peki geride, elekten geçen programcıların suçu neydi?
Kamera karşına geçmeyi bir üstünlük gören ve bu üstünlüğü istediğine hakaret etmeyi kendine görev bilen bu tür sesi yüksek insanlara niye bu kadar sabırlıyız? Mesela Rasim Ozan Kütahyalı diye bir gazeteci var. Önce TARAF gazetesinde başlayan sonra sırasıyla KANALTÜRK, BEYAZ TV’de programlar yapan ve daha sonra TAKVİM gazetesine geçen Kütahyalı şimdi ise SABAH gazetesinde yazıyor. Bu kadar kısa bir zamanda yükselişe geçen bir insanın, çemkirmesi, bağırması ve sürekli insanları töhmet altında bırakması bir etken değil mi? Bağırmak eskiden olduğu gibi artık prim yapıyor Türk televizyonlarında…
Bir örnek vereyim, hani unutkanız ya… Hatırlayalım.
Geçen yıl BEYAZ TV’de yayınlanan spor programında 6 dakikalık bir görüntü vardır, internette bulabilirsiniz. Adamın biri Ahmet Çakar’a “Şerefsizsin, adam değilsin…” diyor ve Rasim Kütahyalı kahkaha atıyor. Adam gitmek istiyor ve kalkıyor ama bizim Rasim Ozan, sanki düğün pistinde oynamak için kolundan tuttuğu arkadaşını çeker gibi adamı bırakmıyor. Adam programı terk ettikten sonra Ahmet Çakar da o adamın arkasından koşarak programı terk ediyor. Normalde bu tür durumlarda o 6 dakika gözükmemesi için daha ilk 30 saniyesinde kanal reklama girer. Ama BEYAZ TV girmiyor reklama, devam ediyor. Hatta CNN ve NTV gibi kanallar 5 saniye falan geriden yayınlar canlı programları… Bırakın 5 saniyeyi, adamlar 6 dakika küfür, hakaret, tehdit izlettirdi.
İnanın gerçekten merak ediyorum: Bazı insanlara karşı niye bu kadar sabırlıyız?