Anneler Günü’nü idrak ettik.
Ben aslında bugünün kapitalist düzenin bir saçmalığı olduğunu düşünüyorum ama diğer taraftan “İyi ki bugünü kutluyoruz” da diyorum.
Annelerimiz, bizim için canlarını verebilecek tek varlıklardır. Gerisi teferruattır.
Ben özellikle engelli çocukları olan annelerin ellerinden öpüyorum. Allah onları başımızdan eksik etmesin.
Öte yandan, anne-babalarımızın kıymetini aslında çok bilmediğimizi anlatmak istiyorum. Eskiden anneye-babaya ses yükseltilmezdi, bir dediği iki edilmezdi ama bazı şeyler sanırım değişti. O kadar derin bir saygı vardı ki, anne-baba içeri girdiğinde küçükler ayağa kalkardı.
Tabii ben despot olguları sevmem ama o saygı ile şimdiki durumlar arasında dağlar kadar fark var. Ne oldu da böyle değiştik? Medyada bazen denk geliyoruz: “Sinir krizi geçiren genç annesini dövdü.” İnanın yazarken bile içim cız etti.
Aslında galiba saygıyı biraz geri plana attık. Aileler, çocuklarını varlık içinde yetiştiriyor ve “dur” demiyor. Tabii birçok etken var ama bu durum çocuğun karakter sıkıntısı yaşamasına neden oluyor.
Diyeceksiniz ki “Ne alaka?”
Mesela yaş almış gençlere bakın; Anneler Günü’nü sevgi ve minnetle kutlarlar. Ama daha küçük yaştakiler, Anneler Günü’nü sadece hediye alınması gereken bir günmüş gibi görüyor ve kutluyorlar.
Bu arada, kesinlikle genelleme yapmıyorum, sadece gözlemlerimi sunuyorum. En başta da dediğim gibi, bir şeyleri eksik yapıyoruz ve saygıyı geri plana atıyoruz. Bu da saygı ve sevgi açısından zayıf karakterler doğurabiliyor.
Ben, saygının olduğu yerde her zaman sevginin çoğaldığını düşünürüm. Yani saygı varsa sevgi de vardır; sevgi varsa saygı da olmalıdır.
Ailelerin çocuklarına iyi örnek olması da çok ciddi bir etken. Kimsenin gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmadığından yakınmayacağım ama sanırım artık yakınsak iyi olur.
Aileleri sağlam olan toplumlar asla yıkılmazlar. Ailelerimizi, saygımızı ve sevgimizi kaybetmeyelim…