Ali, Kışla Caddesi’nden yukarı çıkıyordu. Belki de yirmi yıldır çiğköfte yediği Mehmet Ustayı gördü geçerken. İçten bi selamlaşma ile yoluna devam etti.

Kışla’dan yukarı doğru çıkınca öğleden önce sağ taraf serindir, sol taraf güneşlidir. Öğleden sonra ise tam tersidir.

Bu ayrıntıyı çoğu Malatyalı bilir.

Zaten Malatya’nın Kızılay’ıdır Kışla Caddesi...

Geçmediğin gün, uzun süre görmediğin arkadaşın kalmaz; mutlaka rastlarsın.

İşte öğleden önce Kışla’nın sağ tarafından giden ve yirmi yıldır tanıdığı çiğköfteciyi geçerken dürümcünün tam önünde karşı taraftan aşağı doğru inen ve yıllardır görmediği arkadaşını fark etti.

F bankasının önünden telefonla konuşurken aşağı iniyordu.

Önce ıslık çalmak istedi ama beceremedi, bağırdı. “Ahmet, Ahmeet, Ahmeeeet”...

Ahmet, neredeyse Malatyaspor çay ocağının bulunduğu pasajı geçecekti.

Aniden karşıya geçmek istedi. Fren sesini o caddede olan herkes duymuştur. Beyaz bi Şahin sağ farının olduğu yerden Ali’nin sol dizinden vurdu.

O etkiyle savrulan Ali kaldırıma kafasını çarpmıştı. Baygındı.

Bir dakkalık şokun ardından karga tulumba Kışla’daki H hastanesine götürmeye karar verdiler. Üç dakka sonra hastaneye giren ekibi hemen Acil’e aldılar.

Sedyeye uzattılar.

Ali, beyin kanaması geçiriyordu. Daha yeni gelmiş doktor önlüğünü giyiyordu odasında. Haber verdiler.

Hastayı gördü. Biraz duraksadı, etrafındaki görgü tanıklarını dinledi. Hemen film çektirmeye yolladı.

“Ben nerden tanıyorum” diye düşünüyordu doktor.

Ali ölmüştü film çekilirken...

Hemşire, “Ahmet bey hasta ex oldu” dedi doktora...

Doktor Ahmet yarım saat önce belki de yirmi metre uzaklıktaki kazaya fren sesi ile irkilmişti ama hastaneye geç kalmamak için kaza yerine gitmemişti.

En son “Ahmeeet” demişti Ali...

Kimse Ali’nin aniden yola atlamasının sebebini bilmiyordu.

Doktor Ahmet’te...

***

O kadar bilinmezliğin içinde ve “yoğunluk” bahanesiyle çoğu şeyi kaçırıyoruz.

Farkında değiliz hayatın, sürekli bi şeyleri ıskalıyoruz.

Bi şeylere ya sebep oluyoruz ya da sebepleniyoruz ama farkında değiliz.

O kadar aciziz ki bizim yüzümüzden birileri ölebilir suçumuz olmadığı halde ama o duygusal sonun son repliğini duymuyoruz, bilmiyoruz!

Sebep olurken bazı şeylere ne sebepten ne de olaydan bi haber yaşıyoruz.

Biz insanız;

Dalmışız dünya meşakkatine...

NOT: Ali de Ahmet de hayal ürünüdür ama iki gözümüz kadar gerçektir aslında…