Ara ara yazar, ilginçliklerimizi paylaşırım burada sizlerle. Lakin artık yaşanan gelişmeleri ilginç olarak sunmanın, “ilginç” kelimesine haksızlık olacağını düşündüğümden, yazının hemen başına “ahvalimiz” kelimesini koymayı daha mantıklı buldum kendimce.
Bu kısa açıklamanın ardından başlayalım ahvalimizin durum çetelesini tutmaya o zaman…
Şimdi büyükşehir olduk ya biz… Büyüklüğümüzü neye göre, nasıl bilip farkında olacağız? Bunu kimse ne anlatıyor, ne de en küçük bir fikir veriyor.
İki alt belediyemiz var, tamam eyvallah… Bu iki belediye, ana belediyeleri olan büyükşehre ne katkı sunuyor, ben hala anlamadım. Yok eğer alt belediyeler çalışıyor, ana belediye sadece “büsbüyük” heybetiyle öylece olduğu yerde duruyorsa, e o zaman büyüğüne ne gerek var?
Neyse kafamızı karıştırmayalım.
Bir başka garibime giden durumda Battalgazi’nin en büyük mirasçısı Selahattin Gürkan’ın nerenin belediye başkanı olduğunu henüz kestiremeyişi kafa karışıklığı yaşayışı…
Bizim Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Battalgazi denilen ve Malatya’nın yarısını içine alan topraklar üzerinde yaşayanlara mı başkanlık yapıyor, yoksa hala Eski Malatya’ya mı, bence bunu ne kendisi, ne de bir başkası çözemedi!
Adam yatıyor Battalgazi, kalkıyor Battalgazi!
Battalgazi dediğim bizim şirin ilçemiz değil ha sakın yanlış anlamayın, şu meşhur Battalgazi Destanı’nın kahramanı anlı şanlı Battalgazi’den bahsediyorum.
Tamam tarih önemli, atalara sahip çıkmak önemli elbette ama sanki Başkan Gürkan eski alışkanlıklarını tekrarlıyor gibi geliyor bana.
Gelelim son günlerin en “hit” garipliğine…
Geçenlerde İnönü Üniversitesi Rektörü Cemil Çelik’le röportaj yapılmış ve kendisine, görev yaptığı dönemin en büyük icraatı olarak sunduğu şu meşhur güneş enerjisi tarlası sorulmuş. O da böbürlene böbürlene anlatmış da anlatmış… Yok şu kadar elektrik elde ediyoruz, yok üniversite artık kendi elektriğini üretiyor falan filan.
Röportajı yapan arkadaşımız, rektör tam bunları anlatırken kitabın orta yerinden yüz üzerinden 100 puanlık sorusunu çakmaz mı: Tamam da efendim üniversite kendi elektriğini üretiyor da peki neden o zaman geçenlerde yaşanan büyük elektrik kesintisinde ameliyathaneler karanlığa gömüldü?
Rektör beklemiyor ya böyle bir soruyu… Sağa dönüyor, elini başına götürüyor ve sonunda şu mana derinliği olmayan, komik savunmayı yapıyor: Efendim tamda o gün bu sistemin denemesini yapıyorduk, aksilik bu ya tam o esnada elektrikler kesildi!
Haydaaa! Bu mu şimdi yani? Bu mu bu sorunun cevabı sayın rektör? Olmadı de, ne bileyim henüz sistemi oturtamadık falan gibisinden daha yenilir yutulur bir gerekçe sunsana. Ne demek tam da çalışmanın olduğu güne denk geldi sayın rektör Allah’ını seversen?
Koskoca üniversite hastanesinde ameliyatlar yarıda kalıyor. Sen kalmış tesadüften bahsediyorsun!
Bir başka ahvalimiz diyebileceğimiz bir gariplikle noktalayalım yazıyı…
Ak Parti’nin Malatya özelinde açıkladığı seçim beyannamesi bir ilk. Bravo, seçmen artık bu tür direkt kendine dokunacak vaatler de bekliyor seçim arifelerinde. Yalnız o beyannamede yazan bir madde hem komiğime gitti, hem de bizimle fena halde dalga geçildiği hissine kapıldım.
Kuzey çevreyolu!
Yahu sevgili siyasilerimiz, sevgili büyüklerimiz Kuzey Çevreyolu iki seçim önceki vaadiniz değil miydi?
Şimdi yeni bir vaat, heyecan verici bir proje gibi yeniden önümüze sunmak da neyin nesi?
Bir kere şunu kabul edin: Çevreyolu konusunda sınıfta kaldınız! Evet, her ilin uçak pisti kalitesinde çevreyolu var ama Malatya’nın yok ne yazık ki. Ve uzun bir zaman daha olmayacak gibi.
Bence siz çevreyolu kozunu bir sonraki seçime saklayın. Hem o zamana yetişme ihtimali daha yüksek!