19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı hafta boyunca yapılan etkinliklerle geride kaldı. Yapılan törenlerin birçoğuna katıldım tıpkı geçmişteki gibi…
***
Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nün yaptığı gösterileri izlerken, ortaokul ve lise yıllarımda Beden Eğitimi öğretmenliğimi yapan Engin Beltekin’ in yönlendirmeleriyle bütün 19 Mayıs, 23 Nisan vb. gösterilerde yer aldığım günler geldi aklıma. Statlarda yaptığımız kuleler, anıta çelenk sunmalar, yağmur altında kortej yürüyüşleri derken, daha da gerilere gittim.
Sonra kendi çocukluğum, kendi gençliğim geldi gözümün önüne ve günümüz gençliğiyle bir kıyaslama yaptım.
***
Türk örf ve adetlerini tamamen bilebilmek için her çocuğun hayatında mutlaka mahalle yılları olmalıydı. Benim de en güzel günlerim birçoğunuz gibi mahallemde geçti. Mahallemizin yaşlısı, mahallemizin kızı, mahallemizin düğünü, mahallemizin cenazesi… Saygıyı, ahlakı, birlikte üzülüp birlikte sevinmeyi; yüksek duvarları, demir örgüleri olmayan ama her saniyesinde eğitim gördüğümüz bu sosyal okulda öğrenmiştim.
İş ve kariyer hayatı başlayıp, daha geniş bir sosyal çevreye ait olduğumda ise hep o mahalle adabı yol gösterdi.
***
Çamurdan dünya kupaları yapıp, sonunda şampiyona verdiğimiz tek kale, alman kalesi, 9 aylık, tek vuruş, minyatür kale turnuvalarıyla büyüdüm. Kazanmanın hırsını, kaybetmenin üzüntüsünü ama her şeye rağmen dostluğu, gazozuna oynadığım maçlarda buldum. Haftada bir, farklı arkadaşların evinde toplandığımız gece yarılarında siyaseti, dini, sporu, edebiyatı, toplumu ve kendi geleceğimizi masaya yatırıp, kavga etmeden özgürce tartıştığımızı bilirim.
***
Her hangi bir komşumuzun yarım kalan duvarında çalışıp, evine gelen kömürü taşımaya yardım ederdik. Şimdi beton yığınlarından geçilmeyen bir dönem bizim ormanlığımız olan geniş ve uçsuz bucaksız bahçelerde doğayı, Allah’ın verdiği nimetleri keşfederdik. Atatürk Ortaokulu ve 20 Mayıs Vakfı Turgut Özal Liseleri’nde ise okul dergilerinden tutunda, kütüphaneler kurulup okuma yarışmaları düzenleyene kadar her daim üretkendik.
Kısacası; hem bilgi edinmenin hem de eğlenmenin sınırı yoktu bizim gençliğimizin.
***
Playstation oynamaktan, akıllı telefonlara bakmaktan, sosyal medyayı gerçek hayat sanmaktan, wifisi bulunan cafelerde nargile içip, içi boş muhabbetlerle zaman öldürmekten başka bir icraatları olmayan şimdiki yeni nesil hiç kusura bakmasın ama böyle bir gençlik Çanakkale’de ortaya canını koyan atalarımıza hiç yakışmıyor!
***
Hayatlarında hiçbir şey üretmeden sadece tüketen bu yeni nesil belki en iyi yaptığı işi, her şeyle dalga geçmeyi bu yazıyı okuyunca da yapacak. Aslında ülkemizin ne kadar çabuk yozlaştığına dikkat çekmek istediğim bu satırları, ‘napalım abi bizde mi çamurdan dünya kupası yapalım’ sığlığında değerlendirecekler!
En çokta zoruma ne gidiyor biliyor musunuz?
Henüz 29 yaşında olan kendimin, sanki aradan 50-60 yıl geçmişçesine şimdiki gençliği eleştiriyor pozisyonunda olmam. Oysa her şey 10 yıl öncesine kadar çok daha seviyeli ve düzgündü. Yaşanılan aşklar da, büyük-küçük ilişkileri de, öz kültürümüze bağlılığımız da asil bir Türk’e yakışan cinstendi.
***
Ve artık her şey için; belki de çok geç demek için, çok geç!