Yaşadıklarımızı anlatacak, kaleme ve kağıda dökecek, tarif edecek hiçbir cümle yok aslında. Hep derler ya ‘acının tarifi yok’ diye işte tam o durumdayız…

Biz dış kapının dış mandalıyız bu olan biten karşısında ve ona rağmen vicdan azabımız çok büyük, şehit ailelerini düşünemiyorum, düşünmek bile istemiyorum, kendimi onların yerine koymayı hiç ama hiç istemiyorum.

Oldum olası şehit haberleri hep kahretmiştir beni ancak anne olunca hele birde erkek annesi olunca iş tamamen değişti. Hasta olunca dünyam yıkılır, gece gündüze karışır.

Okul mezuniyetini, damatlığını hayal edip kendi kendime mutlu olurum ve eminim bütün anneler de en az benim kadar aynı duygular içindedir.

Evlat bu başka hiçbir şeye benzemiyor, onun acısı da hiçbir acıya benzemez elbette.

Kaseti başa saracak olursak, pazar akşamı saat sekize doğru sosyal medyada yayılmaya başladı Hakkari Dağlıca'daki hain saldırı ama detaylar verilmedi.

O sıralarda Türkiye-Hollanda milli maçı vardı ekranlarda ve maçı izleyen Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yanında küçük bir şehit oğlu vardı.

Çok üzüldüm o çocuğa, her şeyden bir haber oraya getirilmiş garibim. Zaten onun yüzündeki ifadede “İstediğiniz yere beni götürün, ben babamı geri istiyorum” der gibiydi.

O çocuğa içten içe üzülürken saldırının büyüklüğü ve tahmini sonuçları yayılmaya başlayınca o minik yavru gibi kaç tane daha geride babasız kaldı diye düşünmeye başladım.

Kim üstüne ne düşüyorsa yapsın. Bizlerde dahil artık o suçsuz günahsız vatan bekçisi evlatlarımız huzurla asker ocağında uyusun.

Bu kan davası sona ersin, herkes rahat bir nefes alsın bu yazıyı yazarken Iğdır'da polise hain saldırı başlığıyla 13 şehit haberi daha okudum şimdi.

13 ev, 13 ana, 13 baba ve milyonlarca olan Türk milleti acımız büyük bırakın artık hesaplaşmayı, ahkam kesmeyi, suçlu aramayı çözüme odaklanalım artık bir olalım, biz olalım…