Malatya’da yıllardır babadan devraldığı sabunculuk mesleğini sürdüren Ramazan Yıldırım, hayatın zorluklarına rağmen doğruluktan ödün vermeden ayakta kalmayı başaran nadir esnaflardan biri. Depremler ve ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken, Malatya Ankara Esnaf Çarşısı'ndaki konteynerde işini devam ettiren Yıldırım, hilesiz ticaretin ve emeğin gücünü genç nesillere de anlatıyor. Her sabunun ardında sadece temizlik değil, bir miras ve yaşam felsefesi var.

Mesleğine ve bu işe ne zaman başladığına dair konuşan sabuncu esnafı Ramazan Yıldırım, “Depremden önce Akpınar'da sabuncu olarak babadan kalma mesleğimizi icra ediyorduk. Babam 1943 yılında sabunculuk işine başladı. Ben bu işe 90’lı yıllardan itibaren babam yaşlanınca devraldım. Yaklaşık 40 yıldır baba mesleğinde devam ediyorum. Hayat bizi bu sektöre sürükledi. Oradan bugünlere kadar geldik. Depremde yerimiz yıkıldı. Konteynerde devam ediyoruz işimize. Benim babam 1998'de rahmetli olduğunda Malatya'da ne anjiyo vardı, ne kalp hastalığıyla ilgili bakan doktor vardı. Biz Ankara'ya götürmek zorunda kaldık. 6 ay, bir yılımız Ankara'da geçti. Geldiğimizde dükkanımız da hey şeyimiz sıfırdı. Ben 1998 yılında sıfırdan başladım. Benim için dönüm noktasıydı. Babamız dostlarının yardımları sayesinde, çalışa çalışa bugüne geldik” sözlerine yer verdi.

Korona süreci ve akabinde yaşananlara değinen esnaf Ramazan Yıldırım, “Bir korona süreci yaşadık. Sonra arkasından deprem felaketi oldu. İş yerlerimiz yıkıldı. Ama iş yerlerimiz yıkıldığında depoda ürünlerimiz vardı, kurtardık. Bugün ürünlerimizin üstüne bir torba, sabunu koyamıyoruz. Emekli maaşımız yetmiyor. Geçmişte sattıklarımız ve şimdiki saltıklarımızla geçinmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

“DEVLETİN DENETİMİ ZAYIF AMA ALLAH'IN DENETİMİ DAİMİ”

Doğru esnaflık yapmanın önemini anlatan Ramazan Yıldırım, “Devletin denetimi zayıf ama Allah'ın denetimi daimi. Birçok meslektaşlarım vardı, hileye hurdaya karışanların hiçbiri ayakta duramadı. Biz durduk, bizim tek bir özelliğimiz vardı, insanları yanıltmamak. Karşı dükkânımda yaşlı bir peynirci vardı, hep şöyle söylerdi ‘Ben hayatımda hiç sebi şeker diye satmadım’ derdi. Benimde hep politikam bu oldu. Müşterimiz gelir zeytinyağlı sabun isteyince asla onlara pamuk yağından yapılan sabun vermedim. Her zaman doğru olacaksın” sözlerini aktardı.

“NE YAPIYORSAN DÜZGÜN İŞİNİ YAP”

“Gençlerimiz hemen arabanın en iyisine binmek istiyor, yani her şeyin hemen en iyisi olsun istiyorlar” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben 62 yaşındayım, arabam hiç olmadı. Araba almadım demiyorum, çocuklarımın adına araba aldım. Çocuklarım bindi. Kendi adıma tek bir araba almadım. Benim ehliyetim var ama hiçbir zaman arabam olmadı, direksiyon koltuğuna hiç oturmadım. Şimdiki nesil dükkân açayım en lüks dairede oturayım, en iyi arabalara bineyim. Bir emekle, basamakla çıkmadığın zirveden hemen düşersin. Ya basamak basamak çıkılır merdiven. 5 basamak bir den atlayım dersen, 6 basamak aşağı düşersin. Basamak basamak çıkacaksın.

Ama senin vazifen doğru olmak. Ne yapıyorsan düzgün işini yap. Tamirci veya bakkal olabilirsin, ama yaptığın işi doğru yapacaksın. Böyle olursa inan ki dünyayı cennete çeviririz. Zaten kötülükler yüzünden her şey başımıza geliyor. Kötü insanımız olmasa, herkes dürüst olsa, dünya cennete dönüşür.”

“KİMSE ARADIĞINI BULAMIYOR BU ŞEHİRDE”

Malatya’da yaşanan depremlere değinen esnaf Yıldırım, “Malatya iki tane büyük deprem oldu. Birçok yıkılmayan bina var, ama bir o kadar bina da yıkıldı. Müteahhitlerimiz düzgün olsaydı, bugün Malatya'da hiçbir şey eksilmezdi. Biz Japonya’daki gibi evler yapsaydık, bugün Malatya'da ekonomik, ticaret hayatı, her şey güzel gidecekti. Ama bugün herkes aradığını bulamıyor bu şehirde. O kadar esnaf arkadaşım olduğu halde, ticaretin içinde büyüdüğüm halde ben bile evimin ihtiyaçlarını zor karşılıyorum. Yani hayat çok zorlaştı” diye konuştu.

SABUN NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Sabunculuğun tarihine kadar okuduğunu söyleyen esnaf Ramazan Yıldırım, “Bir müşteri bir soru sorduğunda ona doğru düzgün cevap verebilmek için sabunculuğun tarihine kadar okudum. Arap ülkelerinde sabun buluşu yapılmış, ismi Arap sabunu diye geçer. Diğer sabunculukta Tibet'te eski Türklerin yaşadığı bir ortamda ölülerini bir tepeye bırakırlarmış, sonbahar gelince sel olurmuş o dağdan inen sularla çamaşır yıkarlarmış. Çok üstün bir temizlik elde ettikleri için o dağı araştırmışlar. O dağ da işte cesetlerini gömdükleri yer. Cesedin üstünde olan yağlar, kil dediğimiz veya kostik dediğimiz dağdaki toprakla birleşince sel suları çok daha sodalı suya dönerek çamaşırlar temiz oluyormuş. Bu olay araştırılarak bugünkü sabun bulunmuş. Yani sabun, kostik dediğimiz kimyasal madde ile yağın bileşimidir. Kaliteli yağ kullanırsan sabunun kalitesi artar. Her yağın kendine özgü özelliği vardır. Mesela bizde zeytinyağı boldur, zeytinyağı ülkesiyiz, Zeytinyağlı sabunu bulup kullanan, vücudunda cilt hastalıklarından hiçbirine olmaz. Ama bugün yağ çeşitleri çok fazlalaştı. Mesela Afrika ülkelerinden gelen sidr yağı var. Bütün dünya artık küçük bir köy oldu. Nerede bir değişik bir yağ olsa onun sabunu geliyor ve yapılıyor. Sidr denen bir ağaçtan elde edilen yağ, Afrika ülkesinde yetişen bir ağacın yağı, cilt hastalıklarının hemen hemen hepsine yarayan bir sabun” ifadelerini kullandı.

“SABUNCULUK ZEYTİNYAĞI BÖLGELERİNDE GELİŞMİŞ”

Sabuncu esnafı Ramazan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kükürtlü sabunun türleri vardır. Sivilceye iyi gelir. Zerdaçalı sabun var cilt beyazlatır. Bunlar bayanlarda doğum lekesi, siyah nokta, leke gidericilerdir. Süt grubu, keçi sütü sabunu, bunlar besleyicidir, yaşlanmayı durdurur, kırışıklık giderir. Yani katran türü sabunlar vardır, egzamaya iyi gelir. Bunlar katılma oranına göre, katılma prosedürüne göre değişir. Mesela Üniversitenin yaptığı katranlı sabun var birde Sıradan sabuncunun yaptığı katran vardır. Ancak işin içine bilim girince daha çok kalite ürün çıkıyor. Yani sabunculukta da işte insanımız herkesin aradığı Malatya'da eski babasının kullandığı sabun. Benim küçüklüğümde Türkiye'de bir tereyağı vardı, bir zeytinyağı vardı. Zeytinyağı, zeytin bölgelerinde Türkiye'de her zaman vardı. Zaten sabunculuk da zeytinyağı bölgelerinde gelişmiştir. Malatya’da kayısı olduğu için bu bölgede sabun imalatı kurulamaz. Çünkü hammadde yok. Ama Kilis, Ayvalık, Antep buralarda sabunculuk vardır. Sonradan katılan sabun grubu, katran gibi veya eşek sütü gibi, bunlar bilimsel teşvikiyle olmuş sabunlardır.

Şimdi yapay yağlar çıkmış mesela. Yani bunlar adam hiç eşek sütü katmamış. Eşek sütü sabunu diyor ama beyaz boya katmış, ağartıcı maddeler kullanmış. Yani bunları önleyecek sistem yok. Kaliteli firmalardan alırsan hakiki eşek sütü sabunu alırsın.

“DOĞADA AÇIKTA DURAN SABUN EN İYİSİ”

Açıkta duran sabun, üstünde jelatin yok, hiçbir şey yok. Doğada açıkta duran sabun en iyisi. Ama naylonla kaplanmışsa içindeki koku parfümdür. Parfüm uçucu maddedir. Üstünü naylonla, jelatinle kapatırlar ki uçmasın. Ama açıkta duruyorsa içine o kokunun yağı katılmıştır. Uçmaz zaten. Mesela market sabunlarının çoğu jelatinle, naylonla kaplıdır. Onları naylonu yırtın, açığa bırakın. Bir gün sürer kokusu. İkinci gün ondaki kokuyu bulamazsın. Müşteriler sabun alırken naylonla kaplı sabunları tercih etmesin çünkü hileli ürün çok. Açıkta duran, üstüne naylon sarılmamış sabunu tercih etsin. Mesela yasemin yağında yaptığımız bir sabun var, 6 senedir dışarıda olmasına rağmen kokusu ilk günkü gibi duruyor.

Avrupa'dan sabunun hammaddesi gelir, plastik hammaddesi gibi. 60 derecelik sıcak suda hamur yaparlar, içine parfüm koyarlar. Sadece paketleme makinesi vardır. Marka ismini yazarlar ve hemen jelatinlenir. Halbuki onun sabun imalatı yoktur. Dışarıdan gelen sabunların hammaddenin yüzde 99'u da domuz yağı.  Çünkü Avrupa'da domuz eti tüketimi çok fazladır, yağını tüketemezler, yağından kostik katıp sabunda kullanılır ve 3. dünya ülkelerine satarlar.”

Evde sabun yapımı ile ilgili konuşan Ramazan Yıldırım, “Evde sabun yapılabilmesi için en önemli şey hassas bir kuyumcu terazinin olması gerekiyor. Sabunda kullanılan yağın 12'si veya 13'ü oranında 1.3 oranında kostik katılır. Kuyumcu terazisi rüzgarsız ortamda, kostik, su ve elinizdeki yağı kattığınız an güzel bir sabun elde edersiniz. Sonra kurutmaya alırsınız. Ama terazide o kostik denilen asiti 1 miligram fazla katılırsa yakıcı olur” dedi.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Saç dökülmesinde 1700-1800 yıllarında insanlarında bugünkü gibi ampul kafa ya da belirgin kellik pek görülmez; herkesin saçı gürdü ve sağlıklıydı. Bunun temel nedeni, insanların saçlarını doğal yöntemlerle temizlemesiydi: kil, odun külü veya sadece suyla yıkanıyorlardı.

1900’lü yılların başında deterjan ve benzeri kimyasal temizlik ürünleri kullanılmaya başlanınca durum değişti. Sabun da şampuan da saç diplerindeki, saçı besleyen kılcal yağ bezelerini temizleyerek koruyucu doğal yağı azaltır. İnsanlık bu tür ürünlerle yıkanmaya başladıktan sonra saç dökülmesinin artması sır değildir.

Ayrıca halk arasında yaygın bir inanış vardır: ‘Erkekler saç çoğalsın diye kafalarını usturaya vursun.’ Aslında bu yanlış bir bilgidir. Usturaya vurmak saçın çoğalmasını sağlamaz, aksine saç incelmesine ve azalmasına yol açabilir. Usturaya vuranlar çoğu zaman eski saç gürlüğünü geri bulamaz.

Bıttım sabunu, İran’dan getirilen bir ürün sayesinde ortaya çıkmıştır. İranlılar, eski gelenekleri gereği çocuk doğar doğmaz saçlarına özel bir yağ sürerler ve saçlarını sürekli bu yağla beslerler. Türk girişimciler de bu yağın formülünü araştırarak İran’dan temin eder. Ancak Türk insanının doğrudan saçına yağ sürme alışkanlığı olmadığı için, bu yağ sabun formuna dönüştürülür ve böylece bıttım sabunu ortaya çıkar.”

Muhabir: Resul Sözüer