“Yol” üstüne türküler, şiirler, filmler çekilmiştir. Hatta çoğu insanın amacı olmuştur yol. Siyasi partilerin sloganı olmuştur. Kimine çile kimine amaç, kimine sevgili olmuştur. Şimdiki yollar yani yolculuklar artık “ihtiyaç” olmuştur.
Sürekli hareket halindeyiz ve yaptığımız yolculuğun farkında dahi değiliz. Her şeyin değiştiği gibi yolculuklarımız da yollarımız da değişti. Gün içerisinde on kilometre yapan da var, yüz kilometre yapan da var.
Eskiden yolculuk yapmak zordu ama aynı zamanda güzeldi. İnsanlar birbirleriyle konuşurdu ve yolculuk demek muhabbet demekti.
Avrupa'da ya da gelişmiş ülkelerde yolculuk demek kitap okumak veya gazete okumak, demektir. Muhabbet yerine bi şeyler okumayı tercih ederler. İnsanlar ile konuşmazlar ama kitaplarıyla konuşurlar. Yani sessiz bir yolculuktur onlarınki.
Bizim yolculuklarımız da sessizleşti… Fakat biz kitap veya gazete okumak yerine telefonumuzu okuyoruz. Tüm zamanların en akıllı insanlarını kıskandıracak aletler buldular yeni nesil akıllılar. Ve bu icatlarına “akıllı” dediler. Biz de o akıllı telefonlarımızı okumaya başladık. Yol eşittir telefon oldu bu memlekette. Yani, sessizleşen yolculuğumuzu telefon ile evrimleştirdik.
Sessizleşen dünyaya ayak uydururken, ses çıkaran her şeye anormal bakmaya başladık. Yol esnasında konuşan iki kişiye “rahatsızlık” gözü ile bakar olduk ve o iki kişinin de sessiz olmasını isteriz. Sadece konuşmanın, tatsız suratlara neden olduğu bir devirdeyiz.
Eskiler muhabbeti, yeniler telefonu, gelişmişler kâğıda basılanı okuyor.
Eskiler yolculuğu zaman kaybı olarak görmezdi.
Yeniler, zaman kaybı olarak görür ve oyun oynamakla geçirir…
Gelişmişler de zaman kaybı olarak görür ve okuyarak geçirir.
Ben ise “muhabbeti” tercih ediyorum…
Her gün aynı sokaktan geçip aynı tezgâhtarın önünden selamsız geçen çok insan tanıyorum. Merhaba demek veya iyi günler demeyi dahi çok gördüğümüz bir ülkedeyiz veya şehrindeyiz. Paramız arttıkça selamımız azalıyor gibi… Gayri safi milli hâsılanın oranı “selamlaşmanın” oranı ile ters orantılı… Biri çıktıkça diğeri dibe doğru iniyor.
Ekmeğin karneyle alındığı günleri hatırlamıyorum ama anlatanlardan çok dinledim. Millette para yoktu ama hırsızlık azdı. Millet açtı ama esnafın kapıları kilitli değildi.
Akıllı telefonlar yoktu ama güven vardı, kredi kartları yoktu ama herkesin kredisi vardı. Pardon, varmış!
Eski kafalı diyebilirsiniz bana… Evet ben eski kafalıyım…