Bu yazıyı okurken Türkiye’de hiçbir partinin olmadığını düşünerek okuyunuz. Çünkü iş o hale geldi ki, bu Soma faciasından siyasi bir çıkar ya da siyasi bir zarar çıkartma çabamız olayı tam anlamıyla bize göstermiyor galiba. Olayın vahametinden uzak bir halimiz var.
Devletin özelleştirdiği bir madende yedi gün önce bir patlama sonucu 300’ün üzerinde insanımız öldü. Bu 300 insanın yakınları, arkadaşları o madenin önünde günlerce haber beklediler. Olayın şokundan mıdır, her zaman ki acemiliğimizden midir bilmiyorum ama, o ölen insanların tam anlamıyla bilgilendirilmemesi, yanlış ölüm haberleri o yakınları çileden çıkartmıştı. Bir dev ekrana, çıkarılan ölmüş işçilerin fotoğrafları yansıtılarak ailelere haber veriliyordu.
Çocuğunun öldüğünü veya abisinin öldüğünü ya da kocasının öldüğünü o bilmem kaç ekranlı televizyondan görerek öğrendiler o hepimizin empati dahi kuramadığımız acılı aileler. 2014 yılında yaşarken belki taş devrinden kalma bir zihniyetle gösteriliyordu o yeni çekilmiş fotoğraflar.
İnsanlar tepkili ve dünya umurlarında değildir o günlerde… Başbakan mı gelmiş, ana muhalefet lideri mi gelmiş, hiç fark etmez! Haykırmak istiyorlar, suçlu arıyorlar ve o an tepkilerini gösteriyorlar haklı olarak. Türkiye krallıkla yönetilseydi ve kral sıcağı sıcağına o bölgeye gelseydi, yine aynı tepkiler olurdu.
Bırakın ölüm olayını, dünyanın en gelişmiş ülkesinde, milli gelirin tavan yaptığı ülkelerde dahi seçilenler her zaman protesto edilir. Bu demokrasinin ruhunda var. Atatürk hayatta olsaydı ve o bölgeye gitseydi yine yuhalanırdı. Bunun lamı cimi yoktur; Tayyip Erdoğan da olsan, Kılıçdaroğlu da olsan yuhalanırsın o bölgede…
Bir ilçede 300 canın üzerinde insan ölmüş ve neden öldüğü halen bilinmiyor ama biz bu tür olayları konuşuyoruz. Bu olay Amerika’da olsaydı ve 300 kişi değil 10 kişi ölseydi, o ölen on kişinin sigortalı olduğu tartışılır mıydı? Olay yerinde Başkan’ın danışmanının tekmeli olayından sonra hükümet sözcüsü çıkıp, “Kendini savunuyordu…” diye açıklama yapabilir miydi? O madenin sahibi basın toplantısı yapmak yerine hapishanede olmaz mıydı? Olay yeri inceleme diye ifade edilen malum yere olaya muhatap insanların elini kolunu sallayarak girmesi garip değil mi?
Allah aşkına bu nasıl bir kutuplaşmadır? 300 can üzerinden siyaset olamaz, olmamalı… Bu bir Gezi olayı değildir. Birilerinin ihmali sonucu 301 can öldü. Deprem olmadı o madende… İnsanoğlunun yüzünden o 301 insan öldü.
Ülke üç gün milli yasa geçmiş, tematik bir kanalımız sağlık programı yapıyor 5.günün akşamında. Şekerim yüksek ne yapmalıyım, sorusuna doktorun biri çıkmış bir saat anlatıyor diyabeti. Şirazemiz kaçmış ama farkında değiliz. Kim ne yapıyor, kimsenin umurunda değil.
Geçen Cuma günü Cuma Namazı hutbesini dinlerken aklımdan çok şey geçti. Kader ve sabır üzerine kurulu bir hutbe dinledi tüm Türkiye. Sabretmeyi bilmeliyiz ama neden hep Müslüman ülkeler sabreder? Tamam, kadere inanıyoruz ama dinde “sorumluluk” diye bir olgu yok mu? İşçinin teri şehidin kanı gibidir, diyen bir dinde 300 canın ihmalden ölmesi sonucunda sadece “sabır ve kader” ile ilgili bir hutbe bana çok garip geliyor. 19 yaşındaki bir çocuğu madende çalıştıran bir zihniyete niye bu Diyanet bir ses çıkarmaz.
Şeker hastası değilim ama sürekli şekerim çıkıyor sanki. Bence ülkenin şekeri çıkmış ama farkında değil…