Her ne kadar yaşlı vatandaşlar nerede o eski bayramlar deseler de zaman zaman eski Ramazan aylarını özleyenler de bulunuyorlar. Kültürel yozlaşma ve depremle Ramazan ayı gelenek ve görenekleri de unutuldu. Malatya’da Ramazan ayı gelenekleri hakkında bilgi veren Malatya Kültür Yaşam Derneği Başkanı Araştırmacı Yazar Atilla Kantarcı, BUSABAH’a önemli açıklamalarda bulundu.
Ramazan ayının geçmiş yıllarda coşkuyla karşılandığına vurgu yapan Atilla Kantarcı, bu ayda başka illerden Malatya’ya hafızların geldiğini ve evlerde cüzler okunduğunun altını çizdi.
“DAHA FAZLA COŞKUYLA KARŞILANIRDI”
Geçmiş yıllarda belediyelerin iftar çadırı olmasa da hâyır sahiplerinin kimseyi aç bırakmadığını belirten Kantarcı,
“Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda Ramazanlar şimdiye göre daha fazla coşkuyla karşılanırdı. Şimdiki gibi 5 yıldızlı otellerde, lüks lokantalarda sadece gösteriş için hepsi zenginlerden oluşan güruha iftar yemeği veren, sonradan görmeler, paranın şımarttığı sahte dindarlar, siyasete yatırım için bu mübarek günleri kullanan, insan müsveddeleri yoktu o yıllarda. Hele hele siyasi ve mevkisel ikballeri için devlet kesesinden fakir fukara tüm halkımıza ait olan parayı lüks otel lokantalarında harcayan ve bunları televizyon vasıtasıyla insanların gözüne sokan, siyasetçi, devlet memuru ve sivil toplum örgütleri başkanları hiç yoktu. O dönemde belki belediyelerin iftar çadırları yoktu ama hayır sahibi insanlar kimseyi aç ve açıkta bırakmazlardı”
şeklinde konuştu.
“TOPLANMA YERİ SÖĞÜTLÜ CAMİ OLURDU”
Ramazan ayında başka illerden Malatya’ya hafızların geldiğini ifade eden Kantarcı,
“60’lı yıllarda mukabele için güneydoğu illerinden hafızlar gelirdi. Bu hafızlar Malatya ekabirlerinin evinde cüz okurlar, hane halkı da takip ederdi. Bunların birçoğu gerçekten mağdur ve yoksul insanlardı. Bunların toplanma yeri de Söğütlü Cami olurdu. Rahmetli babam, Söğütlü Cami müezzini Hüseyin Hocaya iftar saatinde camiye gelen garip guraba kim varsa bize getirebileceğini söylemişti. Rahmetli Hüseyin Hoca da hayra vesile olacak olmanın vicdani huzuruyla çoğu akşam sekiz on kişiyi bizim eve getirir ve orucumuzu beraber açardık”
dedi.
TEKNE ORUCU
Geçmiş yıllarda belediyelerin Ramazan eğlenceleri olmadığını dile getiren Kantarcı,
“İftardan sonra misafirleri uğurlarken babamın yaptığı bir ritüel vardı. Kapının önünde misafirleri uğurlayan babam, misafirlerin cebine bir şey sıkıştırıyordu. Bunun ne olduğunu sorduğumda bana diş kirası adından bir gelenek olduğunu söyledi. Verilecek şeylerin uzatarak onların onurlarını zedelemek yerine ceplerine sıkıştırıldığını belirtti. Geçmiş yıllarda belediyelerin Ramazan eğlenceleri diye etkinlikleri olmazdı. Ramazan, ruhuna yakışır bir şekilde kutlanırdı. Kadınlar, erkekler, gençler ve çocuklar kendi aralarında eğlence tertip ederler ve eğlenirlerdi. İlk kez oruç tutmak isteyen ama tüm gün oruç tutamayacak yaştaki çocuklar için oruç öğle vaktinde açtırılırdı ve buna ‘Tekne Orucu’ adı verilirdi. Tam gün oruç tutan çocuklar da, iftara yakın saatlerde büyükler tarafından sırtlarına alınarak gezdirilirlerdi. İftarı haber veren sadece cami hoparlörleri değildi. Can kulağıyla atılacak topu ve Sümerbank’ta çalınan boru da iftar saatinin geldiğini haber verirdi”
ifadelerine yer verdi.
ZİMEM DEFTERİ GELENEĞİ
Osmanlı’dan kalma bir gelenek olan Zimem Defteri geleneğinden de bahseden Kantarcı,
“Çocukken, iftarı yapar yapmaz kendimizi sokağa atardık. Mahallenin tüm çocuklarının toplanmasını bekler bu arada Teravih Namazını hangi camide kılacağımızı tartışırdık. Teravih sonrası sohbet muhabbet bazen birkaç el oyun oynama derken sahur vakti gelir ve evin yolunu tutardık. Kadınlar için de durum farklı değildi. Onlarda her akşam bir komşuda toplanır, ilahiler eşliğinde Teravih Namazlarını kılar, çaylarını içer, tatlılarını yer güzel sohbetler ederlerdi. Hâyır yapma duygusu bu ayda zirve yapardı. İnsanlar adeta hayırda yarışırlardı. Ramazan ayındaki en güzel geleneklerinden biri de Osmanlı döneminde kalma bir gelenek olan Zimem Defteri geleneğiydi. İnsanlar arasında güven ön planda olduğu için, mahalle bakkalına çok güvenilirdi, zaten bakkal aileden biri sayılırdı. Hâyır yapacak olan kişi bakkala gelir ve borçlular arasından en fazla ödeme güçlüğü çeken bir kaç kişi seçilerek onların bakkala olan borçları ödenir, defter tamamen silinirdi veya durumu daha iyi olan hayırseverler komple bütün defteri satın alır ve yırtarlardı”
açıklamasında bulundu.








