Malatya’da özellikle deprem sonrası giderek artan trafik yoğunluğu günlük yaşamı zorlaştırırken, sorunun nedenleri de tartışılmaya devam ediyor. İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ünal Şentürk, Busabah Medya’ya yaptığı özel açıklamada, depremle birlikte araç sayısındaki artış, altyapı hasarı, şantiye yoğunluğu ve düzensiz göçün şehir içi trafiği ciddi şekilde etkilediğini belirtti.
Depremden sonra Malatya’da yaşanan trafik yoğunluğunu Busabah Medya’ya değerlendiren İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ünal Şentürk,
“Biz kentleşme sürecini tanımlarken sağlıklı ve sağlıksız kentleşme olmak üzere iki farklı süreçten söz ederiz. Aslında bizi ilgilendiren ve Türkiye’nin kendine özgü kentleşme sürecini anlamamızı sağlayan kavram sağlıksız kentleşmedir. Türkiye’de kentleşme sürecine baktığımızda sağlıklı bir kentleşmeden ziyade çoğu zaman sağlıksız bir kentleşmeyle karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Sağlıksız kentleşme; kentin ekonomik ve sosyal altyapısının kente göç eden insanların ihtiyaçlarını karşılayamaması, bu ihtiyaçlara cevap verememesi durumudur. Bu durum yalnızca Malatya’ya özgü değildir. Türkiye genelinde kentler hızlı bir şekilde göç almakta, nüfus özellikle kent merkezlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu yoğunluk, konut, iş ve eğitim gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında yerel yönetimlerin zorlanmasına neden olmaktadır. Kentlerin bu ihtiyaçlara yeterince cevap verememesi ve ortaya çıkan sorunların çözülememesi sağlıksız kentleşmenin en önemli göstergeleridir”
sözlerine ekledi.
Depremden sonra Malatya’da araç trafiğinin artmasının nedenlerinden birinin de aracın ulaşımdan ziyade güvenlik aracı olarak kullanılmaya başlanması olduğunu belirten Şentürk,
“Malatya’da deprem öncesinde de bu tür sorunlar kısmen vardı ancak deprem sonrasında durum daha da ağırlaştı. Deprem öncesinde nispeten tolere edilebilir bir trafik yoğunluğu yaşanırken bugün hepimizi zorlayan, ciddi zaman kayıplarına neden olan ve günlük hayatımızı olumsuz etkileyen bir trafik sorunu ile karşı karşıyayız. Bunun birkaç önemli nedeni bulunmaktadır. Öncelikle deprem sonrasında Malatya’da araç sayısında belirgin bir artış yaşandı. Nüfusa oranla oldukça yüksek bir araç yoğunluğu oluştu. Deprem yaşayan şehirlerde araç artık yalnızca bir ulaşım aracı olmaktan çıkıp bir güvenlik aracı haline geldi. Deprem anında veya kriz durumlarında insanlar araçlarını bir sığınma ve korunma alanı olarak görmeye başladılar. Daha önce ihtiyaç duymayan birçok kişi de kendi imkânları ölçüsünde araç sahibi olmaya yöneldi. Bu durum deprem öncesine göre çok daha fazla aracın trafiğe çıkmasına neden oldu”
ifadelerini kullandı.
Depremde yolların, sokakların ve altyapının büyük zarar gördüğünü söyleyen Şentürk,
“İkinci önemli neden depremle birlikte yaşanan büyük maddi kayıplardır. İş yerleri, konutlar ve yaşam alanlarının yanı sıra yer altı altyapısı da ciddi zarar gördü. Yollar, sokaklar, caddeler, elektrik ve su şebekeleri büyük hasar aldı. Bu nedenle bugün hâlâ birçok cadde ve sokağa girilememektedir. Çünkü altyapının yeniden yapılması gerekmektedir. Bunun yanında şehrin önemli bir bölümü yaklaşık üç yıldır büyük bir şantiye alanı görünümündedir. Şehrin pek çok noktasında iş makineleri, vinçler, TIR’lar, forkliftler ve tankerler bulunmaktadır. İnşaat faaliyetlerinde kullanılan bu araçlar hem trafiği yoğunlaştırmakta hem de bazı cadde ve sokakların kullanımını engellemektedir. Ulaşım için kullanılan yolların önemli bir kısmı zaman zaman kapalı kalmaktadır. Kışla Caddesi’nin bir bölümü, Fuzuli Caddesi, Tevfik Temelli Caddesi’nin bazı kesimleri uzun süre kapalı kalmış, Hasanbey Caddesi ancak yeni yeni açılmaya başlamıştır. Zaviye ve Çavuşoğlu mahallelerinde de benzer durumlar yaşanmaktadır. Bu kapanmalar nedeniyle trafik belirli ana arterlere yönelmekte ve yoğunluk daha da artmaktadır”
dedi.
Konteyner kentler, geçici iş yerleri ve servis araçlarının da trafiği artırdığını ifade eden Şentürk,
“Bir diğer neden ise konteyner yaşam alanları, konteyner iş yerleri ve geçici eğitim alanlarının yarattığı ek trafik yüküdür. Günümüzde insanlar birçok yere yürüyerek değil servis araçlarıyla ulaşmaktadır. Çocuklarımız da artık çoğunlukla servislerle okula gitmektedir. Okulların, pazar alanlarının ve alışveriş noktalarının çevresinde kurulan konteyner iş yerleri mevcut yolların taşıma kapasitesini zorlamaktadır. Mevcut yol ağı bu yoğunluğa cevap veremeyecek hale gelmiştir. Bunun yanında inşaat sektöründe çalışan binlerce kişi de iş alanlarına araçlarıyla gidip gelmektedir. Çimento kamyonları, mikserler, traktörler, büyük TIR’lar ve çeşitli ustalar kendi araçlarıyla şantiyelere ulaşmaktadır. Bu hareketlilik de trafik yoğunluğunu daha da artırmaktadır” açıklamalarında bulundu.

Deprem sonrası yaşanan psikolojik yorgunluğun da trafikteki gerginliği artırdığını vurgulayan Şentürk,
“Bu yoğunluk yalnızca fiziki sorunlara yol açmamakta, trafik kazalarının artmasına da neden olabilmektedir. Ancak kazaların artmasında yalnızca trafik yoğunluğu değil, deprem sonrası yaşanan psikolojik etkiler de rol oynamaktadır. Deprem öncesine göre toplumun büyük bir bölümü zihinsel ve duygusal olarak daha yorgun durumdadır. Birçok insan yakınını, komşusunu, evini, iş yerini ya da anılarını kaybetmiştir. Bu kayıplar gözle görülmese de insanların ruhsal durumunu etkilemiştir. Bu zihinsel yorgunluk ve travma hali insanları daha tahammülsüz ve gergin hale getirmektedir. Bu durum yalnızca ev ve iş hayatında değil trafikte de kendini göstermektedir. Sürücüler ve yayalar daha aceleci davranmakta, eskiden sabredilebilen durumlara karşı hoşgörü azalmakta, dalgınlık ve dikkatsizlik sonucu kazalar meydana gelebilmektedir” diye konuştu.
Şehir planlamasında trafik yoğunluğu oluşturacak kurumların aynı bölgelerde toplanmasının önemli bir sorun olduğunu belirten Şentürk,
“Şehir planlamasında yapılan bazı hatalar da trafik sorununu artırmaktadır. Trafik yoğunluğu oluşturacak kurum ve merkezlerin aynı bölgede toplanması önemli bir sorundur. Örneğin Yeşilyurt Belediyesi, Sosyal Güvenlik Kurumu, İŞKUR ve Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi yaklaşık bir buçuk–iki kilometrelik bir alan içinde yer almaktadır. Bu kurumların tamamı yoğun insan hareketi oluşturan merkezlerdir ve aynı bölgede bulunmaları trafik yükünü artırmaktadır. Benzer bir durum üniversite kampüsü çevresinde de görülmektedir. Çevre yolu üzerinde askeri birlikler, yurtlar, Turgut Özal Tıp Merkezi, üniversite kampüsü ve stadyum gibi yoğunluk oluşturan birçok tesis bulunmaktadır. Hafta sonu yapılan sınavlarda bile ciddi trafik yoğunluğu yaşanmaktadır. Aynı gün bir spor karşılaşmasının yapılması durumunda yoğunluk daha da artmaktadır. Ayrıca bu güzergâh üzerinde yapılan TOKİ konutlarına henüz tam anlamıyla yerleşim başlamamıştır. Yerleşimin tamamlanmasıyla birlikte aynı yolların kullanılacak olması trafik yükünü daha da artıracaktır. Bu durum şehir planlamasında trafik yoğunluğunun yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir”
şeklinde konuştu.
Düzensiz göçün de trafik düzenini olumsuz etkilediğini açıklayan Şentürk,
“Düzensiz göç de trafik sorununu etkileyen unsurlardan biridir. Verilen göç ile alınan göçün niteliği önemlidir. Somut verilerle ölçmek zor olsa da gözle görülür biçimde nitelikli, beyaz yakalı bir göç verilmiş; buna karşılık daha çok vasıfsız veya yarı vasıflı bir göç alınmıştır. Bu durum özellikle eğitim düzeyi açısından belirleyici olmaktadır. Trafik kurallarına uyma konusunda sorunlar yaşanabilmektedir. Bazı yayalar yaya geçitlerini kullanmamakta, sürücüler kurallara yeterince dikkat etmemektedir. Kırsal bölgelerde veya küçük yerleşim yerlerinde oluşmuş alışkanlıklar şehir yaşamına taşındığında ve kısa sürede değişmediğinde trafik düzenini olumsuz etkilemektedir. Deprem sonrası yaşanan dalgınlık ve psikolojik yorgunluk da bu durumu artırmaktadır. Hem sürücüler hem de yayalar zaman zaman kurallara uymadan hareket etmekte ve bu durum trafik kazalarına neden olabilmektedir”
ifadelerini kaydetti.
Alt ve üst geçitlerin yapılması, konteyner alanlarının kaldırılması ve trafik eğitiminin artırılması gerektiğini söyleyen Şentürk,
“Çözüm olarak özellikle yoğun trafik noktalarında alt ve üst geçitlerin yapılması önemli bir ihtiyaçtır. Bazı kavşaklarda diğer şehirlerde görülen yaprak ya da yonca modeli üst geçitler kesintisiz trafik akışını sağlayabilir. Konteyner kentlerin ve konteyner iş yerlerinin kalıcı konut ve iş yerlerine taşınmasıyla trafik yükü azaltılabilir. Trafik yoğunluğu oluşturan kurum ve merkezlerin farklı bölgelere dağıtılması da önemli bir çözüm olabilir. Bu anlamda yeni adliye binasının eski askeri hastane bölgesine yapılması isabetli bir karar olmuştur. Daha önce aynı güzergâhta bulunan adliyenin taşınmasıyla şehir içindeki insan hareketi farklı bölgelere yayılmıştır. Şehir planlamasında bu tür unsurların dikkate alınması ve okullarda trafik eğitiminin güçlendirilmesi yaşanan sorunların azalmasına katkı sağlayacaktır”
diye sözlerini noktaladı.





