Anadolu coğrafyası, resmi tarih sayfalarında kendine yer bulamamış, gizemli sembollerle örülü binlerce insan hikayesini bağrında saklar. Bu sarsıcı hikayelerden biri de Malatya’nın Hekimhan ilçesine bağlı Sarıkız Köyü’nde, tam 268 yıldır sessiz sedasız akmaya devam ediyor. Görenlerin sıradan bir köy pınarı sandığı Sarıkız Çeşmesi, aslında klasik Osmanlı dönemi sanat anlayışının tüm kalıplarını yıkan, asırlardır bir parçası hep eksik bırakılmış gizemli bir şifreyi gövdesinde taşıyor.
ÇEYİZİNİ SATIP DÜNYAYA MEYDAN OKUDU BİR SADAKAT ABİDESİ
Tarihsel kayıtlara göre 1757–1758 yıllarında inşa edilen bu yapının harcında, aslında derin bir yas ve sonsuz bir sadakat yatıyor. Köyün isim annesi olan sarı saçlı, mavi gözlü "Sarıkız", evlilik hazırlığı yaptığı nişanlısını düğününe günler kala zamansız bir ölümle kaybeder. Yaşadığı bu büyük yıkımın ardından bir daha asla evlenmeyeceğine yemin eden genç kız, aşkını ölümsüzleştirmek adına radikal bir karar alır. Tüm çeyizini, takılarını ve dünyalık birikimini satarak köyün merkezine, dönemin çok ötesinde bir estetik anlayışa sahip bu hayratı inşa ettirir.

TAŞLARA KAZINAN KADINSI FİGÜRLER VE MİMARÎ ŞOK
Sarıkız Çeşmesi’ni Anadolu’daki diğer binlerce tarihi çeşmeden ayıran ve başlıkta bahsettiğimiz "Anadolu'da başka örneği yok" dedirten asıl unsur, yan duvarlarındaki çarpıcı sembolizmde gizli. Sarıkız, fani dünyadaki varlığını, saflığını ve bu suya hayat veren ruhun bir kadın olduğunu ölümsüzleştirmek için, yapının iki yanına yerden yaklaşık 1,5 metre yükseklikte kadın göğsü kabartmaları işlettirir. Dönemin muhafazakar mimari kurallarına adeta meydan okuyan bu cesur ve sembolik ilan, çeşmeyi sıradan bir su yapısı olmaktan çıkarıp taşa kazınmış sessiz bir kadın isyanına dönüştürür.
O TAŞ NASIL KIRILDI? TARİHİN LABİRENTİNDEKİ İKİ SARSICI İDDİA
Zamanın acımasız dişlileri arasında, çeşmenin sol tarafındaki o özel kabartma bir gün kırılır ve o günden sonra çeşmenin bir yanı hep boynu bükük, eksik kalır. Bu eksikliğin nasıl meydana geldiğine dair köy hafızasında iki sarsıcı iddia çarpışıyor:
- Dağdaki Eşkıyanın Öfke Kurşunu (1926-1927): Cumhuriyet’in ilk yıllarında ilan edilen af yasası döneminde, dağdaki eşkıyalar affın sınırlarını öğrenmek için çeşme başında gergin bir bekleyişe geçer. Hekimhan ilçesinden gelen habercinin, affın kendilerini kapsamadığını söylemesi üzerine çıldıran eşkıyalar etrafa kurşun yağdırır. O kurşunlardan biri doğrudan bu taş kabartmaya isabet eder ve asırlık sembol parçalanır.
- Toplumsal Baskı ve "Nacak" Darbesi: Diğer ve çok daha çarpıcı yerel iddiaya göre ise; Sarıkız'ın akrabaları, çeşmedeki bu kadınsı sembollerin yıllar içinde yanlış yorumlanabileceğinden ve köye bir dedikodu malzemesi olacağından endişe eder. Bu ahlak ve mahalle baskısına son vermek isteyen köyün sıra dışı karakteri "Deli İsmail" lakaplı İsmail Gedik, eline aldığı bir nacakla (küçük balta) kabartmanın sol tarafını tek bir darbede kırıp indirir.
YABAN HAYATINDAN MEDENİYETİN DOĞUŞUNA
Bu çeşmenin hikayesi, sadece yarım kalan bir aşkın değil, bölgedeki yerleşik hayatın da miladıdır. Çeşme inşa edilmeden önce, bölgenin gür ormanlarla kaplı olduğu, suyun bolluğuna rağmen yılanlar ve yırtıcı hayvanlar yüzünden insanların buraya adım atamadığı biliniyor. Suyun bu çeşmeyle ıslah edilmesiyle birlikte bölge güvenli bir limana dönüşmüş, evler bu su etrafında kümelenerek bugünkü Sarıkız Köyü'nün temellerini oluşturmuştur.
Malatya'da tam 268 yıldır akan bir çeşme var. Ama onu dünyadaki diğer tüm çeşmelerden ayıran, üzerindeki bir kırık ve o kırığın altında yatan cesur bir 'isyan'... Hekimhan'ın bağrından çıkan, dilden dile aktarılan eşkıya kurşunlarından 'Deli İsmail'in nacağına uzanan bu sarsıcı hikaye, yerel tarihin en gizemli sayfalarından biri. Okurken ezberlerinizin bozulacağını garanti ediyoruz.



