Türkiye’de artık çoğu insan tarafından seslendirilen bir “yeni Türkiye” algısı var. Bu algı daha koltuğuna oturmamış yeni Cumhurbaşkanımızın söylemidir. Daha önce de bazı “köşeciler” yazmıştır ama Recep Tayyip Erdoğan söyleyince herkesin diline düşmüştür.

Bu yazı siyasi bir yazı değildir sadece “yeni Türkiye” söyleminin sosyolojik boyutuna bakmak istiyorum. Tabii biraz da sokağa inerek yapmak istiyorum.


Yeni Türkiye, söyleminin altında “eski Türkiye” yatar. Yani “eski” başlığı altında her konu önce “kötü” olarak görülür ve değersizleştirilir sonra “yeni Türkiye” ile ilgili argümanlar dökülür ortalığa…


Günlük yaşamda da böyledir. İş hayatında da böyledir.


“Yeni” olarak lanse edilen her olgu önce “eski” ile ilgili her şeyi silmek ister.


Okuma-yazma bilmeyen 70 yaşındaki bir yakınım geçen seçim gününden birkaç gün önce AK Parti’yi överken o da “eski” ile ilgili olumsuzlukları anlatıyordu bana. Yeni Türkiye, demiyordu ama “bu dönem” diyordu; eski Türkiye, demiyordu ama AK Parti’den önce, diyordu.


Yaşı 60’ın üzerindeki çoğu insan “sağlık” konusunda çok doludur. Sırf bu yüzden AK Parti’ye çok rey gittiğine inanıyorum.


Yeni Türkiye, söyleminin en kuvvetli tezi, sağlık konusunda yapılan gelişmelerdir. Yapılan yeni hastaneler, eczacılık sektöründeki gelişmeler, özel hastanelerin de dâhil edilmesiyle Türkiye’de sağlık konusunda “insani” leştik. Asgari ücretli bir insanın çok az bir parayla özel hastanelere gidebilmesi 90’lı yıllarda düşünülemezdi. AK Parti döneminde atılan her bir adımın “millet” tarafından karşılığı “oy vermek” oldu.


Çökmüş bir sağlık sektörü vardı ve atılan her bir adım artı olarak döndü. Çünkü AK Parti kadroları da biliyor ki, halkı direkt ilgilendiren yani yaşayış biçimini ilgilendiren her olumlu durum “oy” getirir. Ülkede yapılan diğer şeylere bakılmıyor. Dış politikamız ne kadar kötü olursa olsun, yaşayış biçimini kötüleştirmiyorsa, kimse o tarafa bakmıyor.


Yeni Cumhurbaşkanımız seçimden iki gün önce son olarak ATV’ye çıktı. Orada “eski Türkiye”nin SSK müdürünün yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun 1997’deki görüntüsünü yayınlattı. Çökmüş bir sistemin, insana değer vermeyen bir yapının görüntülerini izledi milyonlar. Bu görüntüleri gören çoğu insan, o insana değer vermeyen yapının içindeydi. Yaşamıştı. Bu görüntüler, aday olmayan Kılıçdaroğlu’nu rencide etmek için yayınlanmadı. Tam aksine “istikrar”ın anlamını unutturmamak için yayınlandı.


Bu ülkede “istikrar” kelimesinin altında yatan fikrin sokak dili “hastanelerdir” bence.


Milli Eğitim sistemimiz hallaç pamuğuna döndü, sürekli bakan değişiyor ya da komşu ülkelerimiz ile aramız bundan yüzyıl öncekinden dahi daha kötü, gibi eleştiriler millette pek bir etki yaratmıyor.


Ortada sosyolojik bir realite var. Hatta, “paralel” diye adlandırılan ve çoğu kuruma sızan yapının da bir etkisi yoktur halk gözünde.


Halen “halkın” ne dediğini anlayamayan bir muhalefetin de etkisi vardır tabii ki. Fakat geçen yüzyıldan kalma çökmüş fikirlerin “hatırlatanı” sürekli AK Parti’dir. Yaşadığı sürece “eski Türkiye”yi unutturmayacaktır bu halka.