Anton Çehov’un yazdığı ve İzmir Devlet Tiyatrolarının oynadığı “Vişne Bahçesi” adlı oyunu 13 -14 Şubat tarihlerinde Sabancı Kültür Merkezi’nde izledik, alkışladık.

Olaylar çağdaşlaşan toplum ve ona ayak uyduramayan insanları konu alıyordu. Öyle ki bir yandan kendi çıkarlarına olmasına rağmen kölelikten kurtulan insanların tepkileri, diğer yandan hür yaşama ve onun getirilerine karşı koyan insanlar. Sırtına vurulan kırbaçları bile özleyen ruh hali. Bazen insanlar alışkanlıklarından vazgeçemiyorlar. Bu onlara ve çevrelerine acı verse de… Gövdesinden kopmuş kurumuş dal ucundaki baharı bekleyen tomurcuk çiçekleri… İnsan ile ağaç arasındaki tarihsel bağ kurun, dallarda bazen çiçek açar. Hâlbuki çoktan rüzgâr koparmıştır onu. Aile bağlarını koparmış, komşu ilişkilerini bitirmiş insanlar da kuruyan vişne dallarına benzer. Çiçek açsa dahi meyve veremez ve meyveyi olgunlaştıramaz. Ve onun kaderinde hızlı esen rüzgârı beklemek vardır ki o rüzgâr onu nereye taşır bilinmez ve insanlık için bilinmezlik yolculuğu en korkutucu olanıdır.

Yazarı anlamak yozlaşmış toplumdaki insan serüvenine kuş bakışı bakmaktır. Başını ve sonunu tahmin edercesine… İnsanlık tarihimiz ne kadar kan ve vahşetle dolu olursa olsun şu kısacık ömürde taşıdığımız umutlarımız medeniyeti inşa eden insanoğlu ile devam etmekte. Geçtiğimiz yüzyıllara kıyasla kullandığımız alet ve makineler çok gelişmiş olabilir Rönesans ile gelişen ve toplum bilincini öne çıkartan kültür ve sanat etkinlikleri insanları daha medeni bir topluma ulaştırma hedefi gayretindeydi.

Anton Çehov’un yazarlığı ve tiyatro ekiplerinin sahne performansları ile insan ruhuna seyahat eden izleyiciler, iyi ile kötü arasındaki o mutlak çizgiyi görürler. Tiyatro her zaman güldürmez ve her zaman ağlatmaz. Fakat her daim insanı anlatır, olmamız gereken ruh halini tiyatro aynasında görebiliriz ve tiyatro sanatı iyi insan yetiştirme okulları gibidir.

Fakat insanlık olarak hedeflediğimiz o bilinçli topluma kavuşma ülküsünde bir yara daha aldık. Ben kültür sanat yazarıyım. Ancak ÖZGECAN olayı ile öyle şok yaşadım ki yazmasam vicdan yapardım. İnsanlık olarak nereye gidiyoruz? Ablamız, kızımız bir yere gittiğinde hep tedirgin mi olacağız? Hâlbuki insanlık, dünyanın öteki ucundaki bebeğin hıçkırığını hissetmek değil midir? Özgecan’a kıyan o ruh halini anlamak mümkün değil. Bütün çabalarımız iyi insan yetiştirmek değil miydi? Hatanın yüzde yüzü o canilerde. Peki, o caniyi yetiştiren anne babada hatanın yüzde biri yok mu? Ya o caniyi okutan hocada yüzde bir de olsa bir hata yok mu? O caninin komşusu, akrabası, iş arkadaşları… Hiçbirinin binde bir bile hatası yok mu? Şahsımca Özgecan olayında ben kendimde bile hata arıyorum ve bende hatalıyım. Biz birbirimize sahip çıkmazsak, kim bize sahip çıkacak?

İyilik denizde dalga yapan taş misali yüreklerde dalga dalga yayılır. Malatya’da yapılan bir iyiliğin karşılığını başka diyarlarda bulan insanlar olur. Biz umutla gövdemizden kopmadan baharı beklemeli ve iyiliği yaymalıyız…

Önümüzdeki hafta 20-21 Şubat tarihlerinde Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun ADVİYE adlı oyunu, Sabancı Kültür Merkezi’nde gösterime girecektir. Oyunlara ve salonlara bekliyoruz…