Şimdi yazacaklarımı sadece ve sadece “insan” olduğum için yazıyorum. İnsani duygularımın şaha kalktığı şu günlerde, bazı olayları anlayamıyorum ve çok üzülüyorum.


Yaşanılan her olayı ama her olayı bir siyasi tarafa çekmenin son on yıldır moda olduğu bir ülkede, ölüm üzerinden siyasi görüşlerimizi haykırdığımız bu seçim sürecinde “insan” olduğumuzu, sadece etten ve kemikten ibaret olmadığımızı yine unutmuş durumdayız. Bırakın empatiyi, bırakın sessiz kalmayı, tam tersine fizik kurallarına uygun bir halimiz var.


Ölüm olayını bir etki görüp hemen karşı bir tepki göstermenin izahı sadece oy kaybetme korkusundadır. Hepimiz bir siyasi partinin üyeleri gibiyiz ve seçmen olduğumuzu unutuyoruz. 15 yaşındaki bir çocuk, polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu 269 gün komada kaldıktan sonra vefat etti. İki yüz altmış dokuz gün komada kalan ve 16 kiloya kadar düşmüş bir çocuk üzerinden tevil yapmaya çalışıyoruz.


Bırakın başbakanı, bırakın muhalefet liderlerini… Hepsi bir gün gidecek bu koltuklardan. Biz babayız, biz anneyiz, biz çocuğuz, biz bireyiz, birey… İnsanız; üzülürüz, ağlarız, o babayı düşünürüz, o anneyi düşünürüz. 269 gün boyunca o ailenin ne çektiğini bilmeliyiz.


Birilerinin oturacağı koltukları sağlam etmek için biz niye insanlığımızdan çıktık? Bir çocuğun aptalca ve hayâsızca öldürülmesinde bile birlik olamıyorsak, nasıl geleceğimizi düşüneceğiz? Nasıl bir vatan hayal edeceğiz bundan sonra? Millet dediğimiz kavramın anlamını mı değiştireceğiz?


“O ekmek almaya gitmiyordu, Gezi olaylarındaydı” diye tweet atanların, Facebook’ta paylaşım yapanların tek derdi savunduğu partinin oy kaybetmemesi… Dramatik bir ölüm sonucunda tek dert bu olabilir mi? Velev ki o on beş yaşındaki çocuk polise taş atmaya gitsin. Ölümü mü hak ediyordu?


Zirve Yayınevi olayındaki sanıklar, bakın halen sanık diyorum, geçen gün serbest kaldı. Nasıl cinayet işledikleri belli, kaç kişi oldukları belli hatta suçüstü yakalanmaları olayın her boyutunu bize gösteriyordu. Kıtır kıtır doğradıkları insanların katilleri bugün serbest ve ölümü hak etmiyor ama on beş yaşındaki çocuğun taş atmasında ölümü reva görüyoruz. Ki o çocuk ekmek almaya giderken öldürüldü.


Dün akşam (Çarşamba) Berkin’in ölümünü protesto etmek için en doğal ve en demokratik hakkımızı kullandık. Taş atmak yok, polise güç kullanmak yok. Sadece yürüdük ve slogan attık. Bi grup insan bizi yuhalamaya çalıştı ve yuhaladı. Çünkü oy verdiği partiyi siyasi parti değil, bu ülkenin sahibi görüyordu veya o yürüyen insanları bir grubun mensubu görüyordu. Toplanma amacı Berkin’in ölümü olan bir olaya dahi sırf oy verdiğimiz parti zarar görecek diye tepki gösteriyoruz. Bu nasıl bir zihniyettir?

İnsani duygularımız gün geçtikçe köreliyor ve bunun sebebi birilerinin oturacağı koltuğu sağlam etmek içindir.

Son sözü Berkin’in annesine veriyorum: “Senin acına nasıl dayanırım yavrum, sensiz ne yaparım? Benim kuzum daha küçüktü…”


Hadi gelin evlat acısının da siyasetini yapın!