Ne gariptir bu dünya…
Aslında insanlar gariptir ve dünyayı insanlar garip kılar!
“Ne insanlar gördüm gazete okurken haz alan…
Ne insanlar gördüm gazete okurken nefret çeken…”
Hem hazın hem de nefretin doruğa çıktığı bu soğuk Malatya günlerinde çocukların eline bir parça naylon almadığı ve o almadıkları naylon parçasıyla kaymadığı bir şehirde kardan adamların tarih olduğu bu küresel dünyada face’de kardan adam paylaşımları gırla gider kar yağınca…
“İlk ve orta öğrenim” lakırdısının sonuna çok sevdiğimiz “tatil” kavramını koyduğun zaman tebessüm etmeyen çalışan kadınların çocuklarını kreşe gönderemedikleri için o gün kara kara düşünürler.
Bu soğuk garip şehirde çalışan kadınların çocukları o gün, bugün, dün veya her hangi bir gün…
Düşünülmez…
Çocukların kardan adamları turuncuya bürünmüş belediye çalışanları…
Kar küreyenler…
Kırk kuruşluk değerleri yoktur…
Aslında kırk milyonu olandan belki de daha değerlidir ama kimse yüzlerine bakmaz o kardan turunculu adamlara…
Ne kadar değersiz bir toplum olduk inanın bilmiyorum…
Tüm değerlerimizi kırk kuruşun harcanma hızında kaybettik.
Elimizi cebimizden çıkarırken düşen kırk kuruş için nasıl eğilmiyorsak değerlerimizi düşürürken de artık eğilmiyoruz!
Toplum nezdinde kırk kuruşluk değeri olmayan ama benim gözümde kırk milyonluk değeri olan bir arkadaşa yardım etmek istemiştim. Apartmanın çöplerini topluyordu.
“Sağ ol, çok sağ ol”lu kaç cümle kurdu inanın hatırlamıyorum. Garip bulmuştu beni galiba…
Yardım etmeme müsaade etmedi…
Dün “bir yerel gazeteyi” okurken kırk kuruşluk gazetenin değerini düşünmeye başladım.
Kafamda belli- belirsiz hesaplar yapıyordum…
Habere kin ve nefret katmanın değerinin bir kuruş dahi etmediğini düşündüm.
Kırk kuruşun hakkını alnının teri ile veren insanların çok olduğu bir toplum oluruz inşallah.
Kırk kuruşun ilk gününde bir gün önce yayımlanmış koca sayfayı bir gün sonra aynı şekilde vermenin kaç kuruş ettiğini bilmiyorum.
Onu da varın siz düşünün…
Yazının başında dediğim gibi; nefret yerine haz alınan bir gazete dileğiyle…