Mustafa Kemal Atatürk’ün en akılda kalan sözüdür; “Beni Türk hekimlerine emanet edin.” Çok şanslıyız aslında hem ülkemizde hem de memleketimizde sağlığımızı emanet edeceğimiz, derdimize deva olacak başarılı isimler olduğu için. İsim vererek ayrım yapmak ya da hastaneleri belirterek yanlış anlaşılmak istemiyorum aslında. Ama başarılı isimlerin yanı sıra Hipokrat yeminini unutan sözde doktorların sayısı da oldukça fazla. Son zamanlarda duyduğum ve şahit olduğum kadarıyla yanlış teşhis, yanlış tedavi ve meslektaşını karalama moda olmuş. Nasıl mı?
Kalp hastası olan bir vatandaş bir gece ansızın rahatsızlanarak hastanenin yolunu tutuyor ve muayenenin hemen ardından kan tahlili isteniyor. Sonuca göre hasta kalp krizi geçiriyor. Hastanede tüm görevli doktorlar müdahale için acil kabinine geliyor ve yanlış teşhis konduğu, makinedeki arıza nedeniyle kan değerlerinin yüksek çıktığı anlatılıyor hastaya. Şaka gibi değil mi? İnsan sağlığı bu kadar ucuz demek ki. Hasta kalp krizi geçirmiyorsa bile o dakika geçirebilirdi. Üstelik bu hataları yapanlar sadece özel hastaneler, pratisyenler ya da acemi doktorlar diye algılanmasın. Devlet hastanelerinde de, uzman hatta adı ün yapmış doktorlar da aynı hataları yapabiliyor.
2 yaşındaki çocuğunun gözünde çıkan uçuk nedeniyle doktor doktor gezen ve çare bulamayan hatta diğer meslektaşını ve verdiği ilacı kötüleyen doktorlarla karşılaşan aile çareyi İstanbul’a gitmekte bulur. Çok da iyi yapalar. 7 farklı doktorun uyguladığı tedavilerin tamamen yanlış olduğu belirlenir. Görme kaybı son dakika önlenmiş olur. Peki, buna ne demeli? Her hastalıkta emin olmak, kesin sonuç veren tedavi için illa ki Ankara, İstanbul gezmek mi lazım? Elbette hayır. Çok iyi, işinin ehli hatta yurtdışından bile hastası olan doktorlarımız var biliyoruz, inkarda etmiyoruz. Ama diğerleri?
İltihaplı dişi çeken diş doktorları bile tanıyoruz. Kendi egolarını tatmin etmek, doktorum demek, beyaz önlüğü aksesuar gibi gören işin ciddiyetini anlayamayanlar ne olacak? Tıp kazanmak, okumak öyle kolay değil kabul ediyorum. Ancak istemediği halde belki de aile baskısıyla doktor olunca kötü sonuçlarda kaçınılmaz oluyor.
Muayene için gidince önündeki bilgisayardan “Google” arama motoruna başvuran, mümessillerin teklifleri karşısında ilaç anlaşması yapan, hastayı başından atan, hastasını kobay olarak gören doktorlar istemiyoruz.
Ne bizim sağlığımız oyuncak ne de bu meslek doktorculuk oyunu. Biraz hassasiyet ve isteğe ihtiyaç var, hepsi bu. Çünkü önümüzde Ramazan Özdemirler, Sezai Yılmazlar, Sezai Demireller örneği var.