Asgari ücret dediğimiz ve Türkiye’de çalışanların yarısından fazlasını belki de üçte ikisini teşkil eden alt limit belirleme rakamı her yıl açıklanır. Fakat bu rakamlar açıklanırken “denetim mekanizması” ne kadar işliyor?


“Ya arkadaş, çok riskli olan kuruluşlar gerçek manada denetlenmiyor, sen asgari ücret denetiminden bahsediyorsun” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir işin çarpıklığı en alttan başlar.


Bilindik markalar haricindeki çoğu şirketler göstermelik “asgari ücret” tabelasını asar ama kimse denetim yapmadığı için ve çalışan da çalıştığı işten çıkarılacağı korkusundan ses çıkarmaz. Alan razı veren razı, görüntüsü vardır bu ülkede. İşveren ile devlet arasında gıyabi bir anlaşma var sanki!


Herkesin bir abisi veya dayısı veya menfaati var.


Herkes halinden memnun gibi…


Türkiye’de herkes asgari ücret almıyor tabii ki ama asgari ücret üzerinde alanların da bir cinliği var. Koca koca şirketlerin “müdürleri” asgari ücret almaz ama en alt limitten sigorta prim yatırılır. Bu konuda gerçek manada bir denetim olsa, ceza yemeyen şirket kalmaz.


Ülke bir süreçten geçiyor ve inanın Batı dediğimiz medeni ülkeler bu tür çarpık fikirleri yüzyıl önce bırakmış. Kitap üstünde bir yasa var ama uygulayıcı birimlerin mantalitesini bu devlet değiştirecektir.


Bu çarpık algı sadece icracılarda yok tabii ki, halkın kendisinde var. Bir trafik cezacı aldığımız zaman o cezayı kesen polis memuruna kızarız. Yaptığımız hatadan dolayı bu cezayı hak ettiğimizi düşünmeyiz. Hatta o polis memuruna ceza kesmemesi için kırk takla atarız. Ceza kesen polis kötü, kesmeyen iyi polistir bu memlekette.


Algımızı önce biz düzeltmeliyiz sonra başkalarının düzeltmesini isteyebiliriz.


Yıllar önce, lisedeyken İngilizce öğretmenimden durup dururken övgü almıştım. Babamın, öğretmenimle bir konuşması çok hoşuna gitmiş ve benim de babam gibi olmamı söylemişti. Zayıf olan dersimden dolayı babamla görüşen öğretmenim, babamın takındığı tavrı çok beğenmişti. “Valla hocam, Mahir senin öğrencin, zayıfsa, zayıftır. Bırakabilirsin dersten…” gibi bir cümle kurmuştu. Babamdan önce birkaç öğrencinin velisi ile de konuşmuş ve çok sinirlenmişti. Para teklif eden, çocuğumu bırakamazsın, gibi tehditler falan…


Kısacası, biz 90’lı yıllardaki o çarpık tutumlardan buralara geldik. Çok eksiğimiz var ama önce kendimizden başlamalıyız işe…


Çocuklarımıza bu çarpık düzen yerine doğruyu anlatmalıyız. Önce çocuklarımıza iyi bir eğitmen olup, sonra öğretmenleri eleştirmeliyiz. Önce yere çöp atmayacağız, sonra çevre kirliliğini konuşacağız.


Sorunun muhatabı biziz!