Bazen bir şeyleri anlatmak için çok tekrar etmek gerekir. Çok yazmak ve çok konuşmak gerekir.


Son yüzyılın en büyük zirai hasarı yaşandı Malatya’da ama kimsenin umurunda değil. Yiyecek kayısı yok ortada ama kimse dillendirmiyor ve kimse haberini dahi yapmıyor artık.


Hatta iş o hale geldi ki, ihracat rekoru kıracakmışız gibi haberleri duyuyoruz. Sanki çiftçinin çok stoku varmış gibi bir algı var, kayısısı olmayan Malatyalılarda.


Kuru kayısının kilosu 17 liradan alınıyor ve günkurusu diye tabir edilen natürel kayısı 30 liraya gidiyor, biz halen çiftçinin elinde stok var, gibi hiçbir dayanağı olmayan bir yanlış bilgi üzerine değerlendirme yapıyoruz.


Bu sene değil 300 milyon dolar, bir milyar dolar ihracat yapsak da çiftçi bu sene eğer yardım alamazsa beş kuruşa muhtaçtır.


Borçların ertelenmesi sadece küçük bir adımdır. Zaten o borcu kayısıyı satarak yapacaktı çiftçi. Ertelenmeseydi yine veremeyecekti o borcu.


Geliri sadece bir mahsule dayanan halkın durumu inanın içler acısıdır. Geçenlerde yazdım, zirai don olsa da olmasa da, kayısı tutsa da tutmasa da fark etmez; o kayısı ağacının bir bakımı vardır. Bu bir rutindir çiftçi için.


Soma felaketinden önce herkes Başbakan’ın Malatya’daki mitingini bekliyordu. Kimle konuşmuşsam, aynı şeyi söyledi. İnşallah alan bazlı yardım yapacağını bizzat Başbakanımız söyleyecek, gibi bir algı vardı. O algı yok oldu şimdi.


İnanın durum çok vahim ve kimse bi şeyler yapmıyor. Sivil toplum kuruluşları kimseyi örgütleyemiyor. Bahçesinde yemelik kayısısı olmayan çiftçi de evinde çaresiz oturuyor.


Hükümetten yardım istiyoruz, diye bir miting yapılamaz mı?


Tek kazancımız kayısı, biz bu memlekette size yüzde 60 oy verdik, sesimizi duyurmak istiyoruz, gibi demokratik yollardan bir yürüyüş yapılamaz mı?


Bu mitingi organize edecek bir sivil toplum örgütü yok mu Malatya’da?


Geçen gün yeni tanıştığım zirai don mağduru bir çiftçi ile konuştum. Çok kızgındı ve şunları anlattı:


“Benim üniversitede okuyan öğrencim var. Ne emekli maaşım var ne de başka bir gelirim… Evde altı kişiyiz ve inanın kimsenin umurunda değil. Farz edin ki biz memuruz ve maaşımız topluca çalınmış. Kayısı da aynı bunun gibi… 60 yaşındayım böyle felaket görmedim. Kayısıya yapacağım bakımı geçtim, çocuklarıma bakamaz oldum. Biz bu aylarda bakkaldan, kasaptan, manavdan borca malzeme alırdık. Kayısı zamanı veririz diye kimse bize yok demiyordu. Ama şimdi kimse bize bir kilo şekeri dahi borç vermiyor. Haklı, kayısı yok ki, o da biliyor…”


Bir kilo kayısı 17 lira ama bir kilo şekere muhtaç… Olmayan kayısıya kilosu 50 lira desen ki ne çıkar?


Bu tür dramlardan haberdar olmamız gerekir ve bu tür dramları yazmalıyız.


Sıkılmadan, sürekli tekrara düşerek hatırlatmamız gerekir.