Hadi gelin “hayat” ile ilgili biraz kafa yoralım.
Günlük veya aylık hesap yapan SSK’lı insanların “çarşıya uymayan” hallerini yazmak istiyorum.
Hangi tarihte kabul gördü bilmiyorum ama bilindiği üzere “emek” aylık olarak belirleniyor.
Çalışanların hemen hemen hepsi ‘aylıkçı’dır.
İşçi veya memur da “aylık” üzerinden hesap yapar patron da...
Bırakın yüzyılı...
Bundan yirmi yıl önce dahi “hayat” bu kadar zor değildi!
Her evde şimdi bir muhasebeci var ve her SSK’lı ev, hayatı hesaplamalar üzerinden değerlendiriyor.
Aslında belki de doğru düşünüyorlardır ve hayat kalitesinin yükselmesinin tek şartı para olmuştur.
Para derken dizilerden ve magazin programlarından veya bir gecelik milyon kazançları olan paradan bahsetmiyorum.
Aslında para genel olarak yazılıyor ama onlarınki para ise bizimkilerin başka bir isimde olması gerekiyor.
Bir sıfat eklenmesi gerek...
Düşünün;
Adam 1300 lira alıyor, çocuk, asgari geçim falanı ekle 1400 ediyor.
600 kira, 300 yakıt, 100 elektrik, 50 su...
50 de birileri ile konuşmak için diyelim yani telefon...
Belediye otobüsü 2 lira, dönüşü de kat gitti 100 lira daha...
Ne tuttu sayın muhasebeci arkadaşlar:
1200 lira...
Daha ne olsun geriye koskoca 200 lira var!
Sabahtan beri kasadan para harcıyoruz ama daha elimizde olan bi şey yok!
Esenlik’in poşeti dahi geçmedi elimize...
Koskoca ayı bi şeyler ödedik ama görünürde hiç bi şey yok!
Bari ekmek yiyelim...
Günde sadece iki ekmek alsak gitti 100 lira...
Geriye kaldı 100 “para”...
5 kilo şeker, 5 kilo ayçiçeği yağı (zeytinyağı demiyorum) 1 kilo çay bilmem kaç kilo bulgur de aha da bitti aylık...
Deftere yazamaya başlayalım mı?
Bu şekilde kazancı olan birinin hayat ile ilgili “kaliteli” bir düşünce tarzı olabilir mi?
Yemek parası veren veya yemek yapan çok az iş yeri vardır.
En düşük “dürüm” 5 lira…
Bir tas çorba 5 lira…
Bir bardak çay 1 lira…
Memlekette umumi tuvaletler dahi çoğu insan için lüks olmuş!
1.5 lira ücreti olan cami tuvaleti biliyorum!
Her gün “dürüm” yersen 150 lira borçlanması gerekiyor.
Çoğunuzun morali bozulmuştur belki ama inanın “hayat” bazı insanlar için çok zor geçiyor!
Ülkede bazı şeyler sistematik olarak zamlanırken “hayat” gitgide zorlaşıyor ve düzen inanın magazinselleşmiş…
Farkında değiliz…
Hesap-kitaptan kafamızı kaldıramıyoruz!
Yanımızdakini görmüyoruz!
Alt komşumuzu, çalışma arkadaşımızı…
En yakın dostumuza dahi hal-hatır soramıyoruz!
Bırakın maddi bi şeyler paylaşmayı dertlerimizi dahi paylaşamaz hale geldik.
Kendimi altmış yaşında hissediyorum;
Dedemin on beş yıl önce anlattıklarını altmış yaşında torunlarıma anlatırım diye pür dikkat dinlerdim.
Çocuğum daha beş yaşında ve inanın belki de altmış yaşında eskiye dair bi şeyler anlatacak kimse bulamayacağız!
Kafamızı gömmek zorunda kalmışız!