Sevgili Okur, öncelikle selam eder gözlerinden öperim. Nasılsın, iyi misin, iyi olmanı Cenabı Haktan niyaz ederim. Havalar nasıl, buralar gibi yağmurlu ve çamurlu mu? Beni soracak olursan, bıraktığın gibiyim cancağızım. Pek yazamaz oldum bu aralar… Sol elim tutamaz oldu kalemi…(İnce uçlu tükenmez kalem ya da 07 uçlu kurşun kalem) Ki zaten sol elimle yazmıyorum. Burada sol elimi kast etmem tamamen ideolojiktir.


Sen yazılarımı okuyorsun, biliyorum. Beni, kalemimi, sol elimi beğenmediğini biliyorum. Yok yok, yanlış anlama… Bunları yazdım diye gücenme, darılma… Ben seni seviyorum ama sen sevmiyorsun. Bu doğaldır, bunları yazmamam doğal değildir. Beni sevmediğin halde yıllardır takip ediyorsun, okuyorsun, çakıyorsun, öfkeleniyorsun…


(Cevap bir sonraki mektupta geldiğinden ve anlam bütünlüğünü kaçırmaması için hemen yazacağım cevabı. MSN gibi düşünün.)


Sevgili Yazar, ben kötüyüm, havalarda kötü ve benim için iyilik dahi olsa bi şey isteme Allah’tan… Yazamadığını söylüyorsun. Bana ne! Sol elinden bahsediyorsun. Yav kardeşim bana neeee! Ben sol elimi bir tek yerde kullanırım, o da tuvalet. Evet, okuyorum yazılarını… Dediğin gibi öfkeyle okuyorum yazılarını… Seni sevmediğimi bi âlem biliyor, sen bilsen ki ne yazar? Sen buna şimdi Gönül Yazar dersin. Senden de bu beklenir zaten.


***


Bu kadar öfke niye? Sadece yazılarımı okuyorsun ve beni tam olarak tanımıyorsun. Facebook’ta bile arkadaş değiliz. Nedir bana olan bu kinin? Mizah yazılarıma dahi öfkeleniyorsun. Baktın bi şey bulamadın, ahlaksız yazılara dem vuruyorsun. Ali kaptana kızıp bana çatıyorsun.(Bu espriydi, Öyle Bir Geçer ZAMAN Kİ dizisindeki Ali kaptan.) Amacın tam olarak ney? Neyin peşindesin?


***


Tutturmuşsun öfke diye… Ben hayata öfkeyle doğmuşum. İstediğime öfkelenirim, istediğime kızarım, istediğime çatarım. Kardeşim sen yazıyorsun ben eleştiriyorum. Senin amacın yazmak benimkisi yermek… Yazılarına eleştiri yapmak için seni iyi tanımak mı gerekir? Kendini ne zannediyorsun? Ha, mizah demişsin, mizah yaptığını mı zannediyorsun? Bak buna gülerim işte… Ali kaptan esprisi de aynen Gönül Yazar esprisi gibi iğrenç… Bi de açıklama yapmışsın. Biz anlamayız ya…


***


Sana bi önerim var. Onun için bu mektubu yazıyorum. Bak önüne geleni dışlıyorsun. İstediğine çatıyorsun. Bu insanlara çattığın yorumları toplasak benden fazla cümle kurduğun ortaya çıkar. Gel seni yazar yapalım. Yorumcu kimliğin yine kalsın ama makale de yaz. Ne istiyorsan yaz. Birine mi abanacaksın, al sana fırsat. Geniş bi şekilde, etraflıca, yüklemlerini, öznelerini, belirtili- belirtisiz sıfatlarını yağdır etrafa… Çık er meydanına kendini göster. Bu kini, bu nefreti kısa kısa yorumlarla değil de, bir geniş yazıya dök. Ve bunu tekrar et. Kendine güzel bir takma isim de bul, al kalemi eline vur gâvurun gözüne…


***


Bana öneride bulunmuşsun. Hatta bu mektubu onun için yazdığını söylemişsin. Eğer öneri için yazmışsan en başta yazaydın. Bi ton laf ettikten sonra öneriyi babam da yazar. Evet, ben de yazarım. Hatta alasını yazarım. Fakat seninle ve sinin gibilerinle aynı ortamda yazmak bana züldür. Senin gibileri yorumlarımla hep mat edeceğim. Ta ki doğruyu buluncaya kadar… Hep arkana bak, ben yakınında olacağım. Solunda olmayacağım kesin.