Önce alnın terlemeye başlar, bacaklarında bi yorgunluk, adım atmama uyarısı verir beynin. Kollarında mecal kalmamıştır. Gömleğinin ön tarafının terden ebru sanatını icra etmesinden sonra yorulduğunu anlarsın. Terin soğumasını beklerken, buz gibi suda kulaç attığını hayal edersin. Enteresan bir hayaldir. O sırada maddi olan hiçbir şey düşünmezsin. Sadece yüzmek ve bol bol buzlu su içmektir hayalin…


***


Havuz başındaki insanları eğlendirmek için şekilden şekle giren emekçi animatör arkadaşı izlerken dalarsın. 900 km. doğuya doğru bir gidiş başlar. Işın hızıyla varınca oraya, ses çıkarmazsın. Önce izlersin. Kayısı ağacının üstündeki o Adıyamanlıya bakarsın. Bir yandan kayısı dallarındaki meyveleri düşürür, bir yandan düşmemek için tutunur, diğer yandan alttaki insanları güldürür. İki mizah arasındaki devasa farkı idrak edince orada kalmak istersin. Orada olmadığını sebilden bir bardak buzlu suyu içince anlarsın.


***


“ İyi akşamlar sayın seyirciler. Uzmanlar uyardı: Saat 11.00 ile 16.00’ ya kadar dışarı çıkılmaması gerektiğini kaydederken, gölgede dahi bu saatler arasında dışarı çıkmanın çok tehlikeli olabileceğini…”


Saat 11 ile 16:00 arası dışarı çıkmamak…


Bu tür haberleri okuyunca kayısıda çalışan işçiler aklıma gelir.


Bu tür haberleri okuyunca, o saatler arasında çalışmak zorunda olan insanlar aklıma gelir.


Bu tür haberleri okuyunca, o haberi yapan muhabirin o saatlerde dışarıda olduğunu düşünürüm.


Ülkeyi bir turist memleketi zanneden “uzmanlar” aklıma gelir.


Klimanın altında demeç veren “uzman”ın, demeç verdiği insanı Alman turist zannetmesi garip değil mi?


Bu garipliği hemen hemen her yıl haberleştiren basının tutumu da çok garip.


Bütün günü palmiye ağacının altında geçiren bir ülke havası var bu haberlerde…


Bu uzmanlara biri çıksın şu lakırdıları etsin lütfen: Verdiğiniz saat aralığında dışarı çıkmak zorunda olan milyonlarca insan var Sayın Uzman. Ozon tabakasının delinmesi, işvereni bağlar mı?