Yaşadığım evin bulunduğu sokakta, cuma günleri "Cuma Pazarı" kurulur.500-600 metre uzunluğundaki pazarda, çok enteresan, duygusal, bi o kadar komik olaylar yaşanır.

Pazarın sonunda ise, insanlık dramları başlar...

Sabaha karşı "Cuma pazarı" kurulmaya başlar. Kurulma esnasında çıkan "tek, tak, tük, tuk, pat, küt, lap, lüp, trışş..." gibi sesler, sokak sakinlerini hiç rahatsız etmez. Çünkü o, hiçbir sese benzemeyen doğaüstü seslere insanlar alışmıştır.

Cuma Pazarı'nda her şey vardır...

Sebzenin her çeşidinden, giyimin her çeşidine...

Kividen de bol bol vardır, iç çamaşırından da, dış çamaşırından da...

Cuma Pazarı gün boyu Ana-Baba günüdür; çünkü satılan her şey ucuzdur.

"Seç al 10 tele" , "İki kilo domates bir buçuk" , "Kaliteli tişörrrttt 5 lira" gibi dövizler insanları pazara çekmeye yeterlidir.

Cuma Pazarı geyikleri de tam bi romanlıktır. Müthiş muhabbetler, duvar pasları yaşanır.

"Bu yeşil olanda mı kaliteli penye?"

"Yok abla, ne penyesi... O tişörrrttt."

"Haa, ben de sandım ki..."

"Abla bunların hepsi tişörrrttt ve kaliteli."

"Şu mavisi ya?"

"Abla en kalitelisi o, hemen sarayım mı?"

(...)

"Ya bu külotların lastiklisi yok mu?"

"Mahmut abiiii, lastikli kilot var mı sende?"

"Yolla yolla, lastiğin kralı var"

(...)

Gün boyu, bu tür muhabbetler devam eder. Ve Cuma Pazarı güneş batınca biter.

İnsanlık dramı Cuma Pazarı bittikten sonra başlar.

Cuma Pazarı Sonrası yani Yaşam Pazarı yazım yarına…