‘Medeni’ kelimesinin anlamına baktığınız zaman “kent” ile ilgili olduğunu görürsünüz. Bir arada yaşayan kalabalıklara hitap eden bir sözcüktür. Kentleşmiş veya kırsallıktan kurtulmuş ya da uygar olmaktır. Bu medeni topluluğun bütününe de “medeniyet” denir. Medeniyet diye hitap ettiğimiz kavramın tekil bir tarafı yoktur. Çoğulculuğun bir göstergesidir.


Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümüne de “medeniyet” deriz.


Medeni ülkelerin uygarlaşması kentleşmekten başlar. Bir ülke eğer uygar bir ülke olacak ise, önce şehirleri gerçek manada yani her anlamda medeni şehir olur ve bu ülkeye yansır.


Önce, kent yaşamına ayak uydurmak yerine kent yaşamının bir ferdi olduğumuzu unutmayacağız. Kentleşmenin en büyük sorunlarından biri, kırsal yaşamla beraber kentleşmeyi aynı ölçüde ve aynı kurallarda yaşanılabilir algısının olmasıdır. Bu sorun, sokağa indiğin zaman hemen fark edilebilir. Tek katlı evde yaşamak ile apartmanda yaşamanın kuralları farklıdır. Bu sorunların hepsini eğitim ile çözebiliriz.


Kabaca anlatmak gerekirse, kentte yaşayan biri ile kırsal bölgede yaşayan birinin en büyük farkı; biri birey olduğunu ve kanunlar çerçevesinde tüm haklarının farkında olduğunu idrak etmiştir. Diğeri ise, birey olduğunun farkında değildir. Genel manada hakkını savunamayan ve kanunlar yerine gelenekler ile yönetilmesine inanan ve bunu kabul gören bir anlayışı vardır.


Türkiye’de maalesef eğitim sistemi sürekli değişmektedir. Bu değişen eğitim sistemi maalesef her şehirde aynı seviyede değildir. Her şehirde aynı kalitede olmayan eğitim sistemimiz kırsal bölgelerde daha da geridedir. Mesela İzmir’in bir ilçesindeki lise eğitimi ile Malatya’nın bir ilçesinin eğitim düzeyinin aynı olduğunu düşünmüyorum.


Kentleşmeyi sadece yapılaşma olarak görüyoruz. Bakın düne kadar Malatya’da bir elin parmakları kadar özel okul sayısı varken şimdi ise sayısını bilmiyoruz. Özel okullar olmasın demiyorum ama özel okullar açılırken yani sınıfsal farklar açılırken devlet okullarının sürekli sistem ile boğuşması bana çok saçma geliyor.


Bırakın eğitim sistemimizin sorunlarını biz daha yaptığımız sınavlarda doğru dürüst soru soramıyoruz. Hatasız soru sorulan bir sınav hatırlıyor musunuz? “Son yıllarda sınavlarda şaibe yoktur” diyen bir öğrenci ailesi var mı?


Bunlar bizim en büyük sorunlarımızdır. Bir ülkenin geleceğini ahlaklı eğitimli insanlar belirler. Koyduğu hedefin daha ilk basamağında dumura uğrayan çok öğrenci tanıyorum. Sisteme inanmıyor, sınava inanmıyor, ülkeye inanmıyor…


Kentleştiğimizi zannediyoruz büyükşehir olunca… Balkonundan sofra bezini silkeleyen görünce “köylü” damgasını vuruyoruz ama o köylüyü eğitemeyen idarecilere toz kondurmuyoruz.


Ortaçağ’ın o karanlık ülkelerine bakın, hepsi önce eğitim sisteminde bir reform yapmıştır. İlkokulda okuyan çocuğuna, okumaya geçti diye borç para bulmaya çalışan insanlar tanıyorum. Öğretmenine hediye alması için, çocuğunun mahcup olmaması için… Kayıt parası yerine “bağış” kelimesini bulan cin yöneticilerin ülkesinde hakkını arayabilen fertler yetiştirmeliyiz.


Başka yolumuz yok!