Her gün gazetelerden veya televizyondan izlediğimiz haberleri kafaya takma süremiz kaç saniyedir sizce? Bir trafik kazasının görüntüleri, arabası çalınan vatandaşın konuşması, evine hırsız girmiş birinin haberi, yüzünü eliyle ya da hırkasıyla kapatan suçlunun görüntüsünün kafada kalma süresi genelde beş saniyedir. İşte bu beş saniyenin bir saniyesini dahi empati kurarak okumayız genelde. Başımıza bu tür bir olayın gelme olasılığını dahi düşünmeden hayatımıza devam ederiz. Ta ki o malum olay başımıza gelinceye kadar...
Gecenin bir saatinde, apartman boşluğunda kendimi yalnız hissederken dış kapıyla mücadelemi o an Recep İvedik’deki kapı sahnesine benzettim. Etrafıma bakındıktan sonra kapının neden açılmadığını, hırsızın içeriden kapıyı kilitlediğini hiç düşünmeden üst kilidi açtım. İnsan haricinde bir varlığın da “sarhoş” olabileceğini o an fark ettim. Güzel evim(!) sanki iki büyük bitirmiş ve üstüne cila yapmış bir hali vardı. Sanki oturma odam benle dalga geçiyordu ve kelimeleri yutarak beni ti’ye alıyordu. Evde sadece İbrahim Tatlıses’in “Ben her gece sarhoşum...” parçası çalmıyordu!
Çok kısa bir süre sonra evimdeki komşuların çokluğuna ve o komşuların kendi arasındaki tartışmasına kulak kabarttım. Bir kısmı, polis çağıralım, derken diğer bir kısmı ise “hayır çağırmayalım” diyordu. Akıllarına bana sormak gelmiyordu tabii! Sadece, “Ne gitmiş, ne çalınmış...” gibi ziyan tespit raporu istiyorlardı. “Ya oraya bu konur mu?” tarzı Nasreddin Hoca’nın yaşadığı tepkilere maruz kalıyordum. Hırsızın hiç mi suçu yok gibi bir cümleden ziyade “Neyin peşindesiniz?” gibi havalı ve beni evimle baş başa bırakacak bir cümle kurmak istedim ama yapamadım!
Gecenin ikisinde polisin “Şikâyetçi misiniz?” sorusundan sonra hırsızın bende bıraktığı psikolojik travma ile polisin bende bıraktığı travmayı ölçmek istedim. Komşuları da kattıktan sonra hırsızın bende bıraktığı travma, travma dâhi değil bence.
Komşular ve polis gittikten sonra evim kamyon çarpmışa döndü. Sabaha kadar, “Acaba polis mi kirletti evi yoksa hırsız mı?” diye ikilemde kaldım. Bu ikilemle kafa yorarken komşuların polisle yaşadığı teması düşündüm. Şikâyetçi olan var, olmayan var, şuraya daha iyi bak, diyen var... Hırsızı yakaladınız mı bize haber verin diyen var, yok bizi muhatap etmeyin diyen var... Beddua eden var, bizim eve de girer mi, diyen var.
Özel tiyatroların kamulaşmış hali gibi bir akşamdı kısacası... Herkes bi şeyler oynuyordu sanki.
EVİNİZE HIRSIZ GİRERSE
- Panik yapmayın
- Komşulara, “Bir ses duymadınız mı, ev duman olmuş?” gibi soru sormayın.
- Kısacası olayın soğumasını bekleyin, bir ay sonra falan söyleyin!
- Polisi çağırmayın! Ya da hiç bir yere dokunmayın, sabah sessiz çağırın.
- Şikâyetçi olmayın! Şikâyetçi olanı da uyarın(!)
- Evin duvarına, Arial 18 puntoyla yazılmış bir not düşün: “Bu eve hırsız girmiştir. Lütfen belirli yerlere baktıktan sonra dış kapıdan çıkınız.”
- Kol düğmelerinizi afili bir kutuya koymayın!