Malatya'da meydana gelen ve çevre illerde de hissedilen 5.6 büyüklüğündeki sarsıntı, bölgede yaşayan vatandaşlar arasında büyük bir endişeye yol açtı. Yaşanan bu hareketliliğin ardından depremin merkez üssü ve çevresindeki fay hatlarının ne durumda olduğu sorusu akıllara geldi. Malatya'da yeni bir deprem olur mu, Doğu Anadolu fay hattı hangi illeri tehdit ediyor ve deprem dirençli kentler nasıl inşa edilir soruları sarsıntının ardından en çok yanıt aranan konular haline geldi. Konuyla ilgili Nefes Gazetesi'ne özel açıklamalarda bulunan yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, sarsıntının ardından bölgedeki aktif fay hatlarının taşıdığı riskleri ve yapılması gerekenleri masaya yatırdı. Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan uzman isim, yerel yönetimlerin ve yurttaşların alması gereken kritik önlemlere dikkat çekti.
MALATYA VE ÇEVRESİNDEKİ CANLI FAYLAR MERCEK ALTINDA
Malatya'da kaydedilen son sarsıntıyı değerlendiren Prof. Dr. Görür, bu durumun sürpriz olmadığını ve bölgenin jeolojik yapısı gereği risk barındırdığını belirtti. Görür, depremin zamanlaması ve büyüklüğü konusunda kesin tahminler yapılamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Deprem her yerde beklenir ama ‘şu tarihte, şu büyüklükte olacak’ diyemeyiz. Malatya, etrafında fayların bulunduğu bir deprem bölgesi. Türkiye’nin genelinde olduğu gibi; bu bölgede de her an deprem bekleyebiliriz. Özetle bu beklenen bir depremdi ve oldu. Çünkü bölgede canlı faylar var”
5.6'LIK DEPREM DİĞER FAYLARI TETİKLEDİ Mİ?
Sarsıntının ardından en çok merak edilen konulardan biri de açığa çıkan enerjinin komşu fay hatlarına olan etkisi oldu. Depremlerin enerji transferi yoluyla diğer fayları tetikleme potansiyeline sahip olduğunu aktaran ünlü yer bilimci, sarsıntıların ardındaki mekanizmayı şu sözlerle açıkladı:
“Deprem üreten her fay, belli miktarda enerji boşaltır. Başka bir faya da enerji transfer eder. Dolayısıyla 5.6 büyüklüğünde bir deprem, çevresindeki canlı faylara enerji transfer etmiş olabilir. Tabii bu enerjinin miktarı fayın büyüklüğüne bağlı olarak değişir”
DOĞU ANADOLU FAY HATTINDAKİ BÜYÜK RİSK SÜRÜYOR MU?
Anadolu levhasının güneydoğu sınırını belirleyen ve sürekli hareket halinde olan Doğu Anadolu fay hattındaki gerilime de değinen Prof. Dr. Naci Görür, bölgedeki kırılmaların ve biriken enerjinin boyutuna dair önemli ayrıntılar paylaştı. Anadolu’nun her yıl batıya doğru belirli bir hızla kaydığını ve bu durumun muazzam bir basınç oluşturduğunu belirten uzman isim, riskin tamamen bitmediğini şu sözlerle ifade etti:
“Doğu Anadolu fay hattı, Anadolu levhasının güneydoğu sınırını oluşturan önemli bir levha sınırıdır. Burada da devamlı bir hareket vardır. Anadolu batıya doğru maksimum 1.5 ile 2.5 santim hızla her yıl kayar. Bu hareket müthiş bir gerilim oluşturur ve fayda enerji birikimlerine neden olur. Bu faylar kendi içinde Anadolu’nun dilimlenmesi sonucu meydana gelmiştir. Doğu Anadolu fayı da deprem oluşturan ve enerji transfer eden bir faydır. Bu fayın önemli bir bölümü kırıldı. Bingöl Karlıova’dan İskenderun Körfezi’ne kadar enerjisini boşalttı sayılır. Ancak bu durum bölgedeki deprem riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Kırılmayan kesimler varsa onlar da kırılmaya muhtaç duruma geldi. Deprem büyüklüğü; fayın kırılma uzunluğuyla doğru orantılıdır. Uzun fay segmentlerinin kırılması 7 ve üzeri büyüklükte büyük depremler üretme potansiyeli taşır. Daha kısa kırılmalarda ise çoğunlukla daha düşük büyüklükte depremler görülür. Ancak bir fayın ne zaman, hangi büyüklükte ve ne kadarlık bölümünün kırılacağını bugünden kesin olarak söylemek mümkün değildir.”
TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ DEPREM DİRENÇLİ KENTLERDE
Tartışmaların teknik boyutundan ziyade insani boyutuna ve hayatta kalma stratejilerine odaklanılması gerektiğini savunan Görür, asıl gündemin güvenli yaşam alanları inşa etmek olması gerektiğini hatırlattı. Kentlerin afetlere karşı hazırlanmasının hayati bir zorunluluk olduğunu belirten yer bilimci, deprem dirençli kent vizyonunu şu hayati sözlerle özetledi:
“Evet fakat şunu söylemek istiyorum; fayları, onların uzunluklarını konuşmak bilim insanlarının işi. Bırakın bu konuları yer bilimciler konuşsun. Depremin ne zaman olacağını değil, insanların nasıl hayatta kalacağını konuşmalıyız. Depremde insanların ölmemesi gerektiğini konuşmalıyız. Bunun için de deprem dirençli kentleri gündeme taşımamız gerekiyor. Deprem dirençli kent demek, zarar görmeyen kent değil. Zarar görür ama minimum şekilde. Yani insanlar ölmez; ölüm olursa da tesadüfen olur. Türkiye’nin geleceği deprem dirençli kentlere bağlıdır. Tüm ülkeyi deprem dirençli hale getirmek zorundayız”




