Konuşmak üzerine bir hasbihal

Türkçede işteş çatılı fiiller diye bir fiil grubu vardır. Bu fiillerden bazıları “-ış, -iş, -uş, -üş” ekini alarak işteş olur, bazıları da bu ekleri almadan anlamca işteş çatılı kabul edilir. İşteş çatılı fiillerin bildirdiği eylemleri en az iki kişi, birlikte veya karşılıklı yapar. İşte “konuşmak” fiili de bu anlamca işteş olan gruptandır ve özellikle birinci çoğul kişiyle çekimlendiğinde kesinlikle karşılıklı anlamı kazanır.

Karşılıklı konuşma şu anlama gelir: “Önce biri konuşur, o sustuğunda muhatabı konuşur. Durum bu da ne yazık ki ülkemizdeki çok insan, gerek telefonda gerek yüz yüze konuşmayı bu şekilde algılayamıyor. Sadece ben konuşayım, muhataplarım susup sadece hı, hı diye beni onaylasın, tarzında düşünüyor. Hâlbuki bunun adı konuşma değil, nutuk oluyor o zaman.

Laf üretmeyi çok, dinlemeyi az seven bir milletiz. Her şeyin en iyisini biz biliyoruz ya, yeter ki sözlerimizi sergileyecek bir iki kişi bulalım. Aşk olsun bizi tutana!

Bir de her konuda her bilgiye sahip tek millet biziz sanırım. Hayır sanmıyorum, eminim. Zira başka ülkelerin insanlarıyla muhatap oldum uzun zaman ve emin olun hiçbiri kendi alanının dışındaki hiçbir soruma cevap vermemişlerdi. “Bu konuyla ilgili bilgiye sahip değilim.” cümlesi, en çokduyduğum sözlerden biriydi ve ben bu sözü çok seviyordum. Lakin bizde bu cümleyi birine söylesek adam “bak şu cahile” der gibi bakıyor sana. Doğal refleks olarak da cahil konumuna düşmemek için başlıyoruz konuşmaya. Halbuki belki o mevzu hakkında sadece kulaktan dolma, internetten araklama basit bilgilere sahibizdir, belki de hiç bilgimiz yoktur. Hele konu siyaset ve din olunca aman ya Rabbi, yediden yetmişe herkes bir anda allame-i cihan kesilir. Ömrü boyunca oy kullanmaktan başka siyasetle ilişkisi olmayan insanlar bir parti genel başkanı gibi; cumadan başka namazla ilgisi olmayanlar ise şeyh-ül İslam gibi hüküm vermeye başlarlar. Kimi on dakikalık konuşmasıyla ülkeyi bütün bunalımlarından kurtarır, kimi de neredeyse namazın bile farz olmadığı hakkında fetva verecek kadar edepsizleşir.

Eskiler derlerdi ki insanın başına ne gelirse dili yüzünden gelir. Yani bin düşünüp bir söylemek, en güzelidir. Ağzına her geleni o anda söylemek, velev ki o söz doğru olsa bile, insanı çok zor durumlara düşürebilir. “Her söylediğin doğru olmalı fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir.” diyor asrın müçtehidi. Şair Nef’i’nin Vezir Mustafa Paşa hakkında söylediği sözler büyük ihtimalle doğruydu lakin o doğruları olmadık yerde söylediği için canından oldu.

“Kelamın fıdda ise sükûtun olsun zehep

 Kemâl ehli kemâlatı sükûtta buldular hep”

(Konuşman gümüş ise susman altın olsun. Zira büyük insanlar, büyüklüğü hep susmakla kazandılar)

Daha elli yıl önce bu ülkede kelam-ı kibar tabir edilen bir konuşma tarzı vardı. Yani az ve öz konuşurdu insanlar. Her şeyin olduğu gibi sözün de gereğinden fazlasının israf olduğuna inanırlardı. Veciz konuşurlardı. Birinin bir hatasını ikaz etmek için bile değişik hikâyelerle örnekler verip onu incitmeden anlatırlardı doğruları. Sözlerinde düşündürücü mizah vardı insanların. Eften püften şeyler için birbirlerine kızmazlar, küsmezlerdi. Özellikle toplum içinde kadın kocasına bey, adam da karısına hanım unvanlarıyla seslenirdi. İş hayatında da hitaplar hep saygı çerçevesinde ve karşıdakini yüceltici tarzda olurdu. Kimse karşısındakinin konuşmasını kesip söze müdahale etmezdi. Herkes birbirini sabır ve hoşgörü ile dinler ve tartışma olsa bile nezaketle cevap verirdi.

Bir de şu tip insanlar bana hep itici gelmiştir. Adam seni arar veya senle karşılaşır. Asıl konuşulması gereken mevzu bir veya iki dakika iken senin vaktin var mı, psikolojin nedir hiç düşünmeden başlar uzatmaya. Asıl konuya gelinceye kadar en az beş on dakika havadan sudan laflar. Yahu kasidelerdeki nesib veya teşbib bölümleri bile asıl konuyla uzaktan ilgilidir ama senin karşındaki adamın laflarının asıl konuyla hiçbir bağı yoktur. Tabi giriş bölümü böyle ise gelişmeyi siz düşünün artık. Ha unutmayın, bunun bir de sonuç bölümü var ki o bölümden çıkmak çok zordur. En az beş kere hoşça kal, Allah’a emanet ol, görüşürüz vb. ifadeler kullansan da seni bırakmaz o can dost(!) Çiçekler, el sallama emojileri, eyvallah sembolleri bir türlü bitmez. Kardeş hayırdır, biz evliydik de boşanıyor muyuz ki böyle veda ediyorsun, diyeceksin ama yutuyorsun işte. Velhasıl biz konuşmayı da susmayı da tam beceremeyen bir toplum olmuşuz maalesef.

Bu vesile ile benimle irtibatı olan dostlara seslenmek istiyorum. Lütfen benimle telefonla, yüz yüze konuşurken, mesajlaşırken mümkün olduğu kadar asıl konuyla başlayıp asıl konuyla bitirin. Nasıl olduğumu merak etmeyin çünkü siz nasılsın diye sorunca iyi olmadığım bütün noktaları anlatasım geliyor ama biliyorum ki siz benim nasıl olduğumu gerçekten merak ettiğiniz için değil, alışkanlık olsun diye soruyorsunuz; bu nedenle size iyiyim diye yalan söylemek zorunda kalıyorum çoğu kez. Bir gün birisi gerçekten sadece benim nasıl olduğumu merak edip problemlerime ortak olmak için arar veya gelirse söz veriyorum o günümü tümüyle ona ayıracağım.

Sahi nasılsınız şimdi!..  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Unsu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah değil haberi geçen ajanstır.



Anket Malatya'da yerinde dönüşümü kim yapmalı?
Tüm anketler