Malatya Haberleri

Kökü Ötüken’de, dalı Fırat’ın bağrında: Malatya insanının bin yıllık genetik hafızası

Bugün Malatya insanının o haysiyetli, sarsılmaz ve mert duruşunun şifreleri asırlar öncesinde gizli. Akademik vesikalar ışığında; Orta Asya’nın kalbi Ötüken’den yola çıkıp Fırat’ın bağrına yerleşen ve Bizans’ın "Melitene"sini tamamen yıkarak bugünkü Malatya'yı kuran o muazzam Selçuklu yürüyüşünün ve damarlarımızdaki bin yıllık genetik hafızanın öyküsü...

Abone Ol

Malatya sokaklarında kime selam verseniz, mayasındaki o kendine has ağırlığı, misafirperverliği ve mertliği hemen hissedersiniz. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi'nde yayımlanan "Selçuklular Zamanında Anadolu’da Türk İskânına Dair Bir İnceleme: Malatya Örneği" isimli bilimsel makale, bu karakter yapısının tesadüf olmadığını gözler önüne seriyor.

Anadolu’nun kapılarının Türklere tamamen açıldığı 1071 Malazgirt Zaferi'nden çok önce; ta 8. yüzyıldan itibaren Horasan, Harezm ve Türkistan coğrafyasından kopup gelen cihad gönüllüsü Türk birlikleri, Malatya’yı kendilerine mesken tutmuştu. Abbasî ordularının en kritik uç beyi (el-Avâsım) olan bu kadim kent; Harun Reşid, Me'mun ve Mu'tasım dönemlerinde dalga dalga gelen Horasanlı Türk askerlerinin genleriyle, kültürüyle ve ruhuyla harmanlandı. Nitekim Fırat’ın Çocukları, daha o asırlarda bu topraklara sarsılmaz bir askeri deha ve karakter aşılamıştı.

BİZANS’IN "MELİTENE"SİNİ BAŞTAN YAZAN MUAZZAM YÜRÜYÜŞ

Tarih boyunca Hitit’ten Roma’ya kadar pek çok imparatorluğun iştahını kabartan, stratejik konumu nedeniyle daima bir rekabet sahası olan Malatya, geç Bizans döneminde sarp surların ardına sıkışmış, küçülmüş ve adeta köyleşmeye yüz tutmuş soğuk bir askeri garnizondu (Melitene). Şehirde o dönem, güneyden getirilen Süryani ve Ermeni nüfus yoğunluktaydı.

Ancak 18 Eylül 1102 tarihinde Danişmendliler, ardından da 25 Ekim 1178'de Sultan I. Kılıç Arslan yönetimindeki Türkiye Selçuklu Devleti şehre girince coğrafyanın kaderi değişti. Bu sıradan bir fetih değil; Orta Asya’nın, Ötüken ruhunun o köklü şehircilik geleneğini, estetiğini ve asil nüfusunu dalga dalga Fırat'ın kenarına taşıyan sistemli bir "büyük Türk göçü" dalgasıydı.

SOKAKLARDA KAYBOLAN ROMA, YAŞAYAN SELÇUKLU HAFIZASI

Bugün Battalgazi’ye (Eski Malatya) doğru gittiğinizde, eski medeniyetlerin o şaşaalı saraylarından veya Roma kışlalarından geriye neredeyse hiçbir anıtsal izin kalmadığını, şehrin tamamen bir Türk-İslam başyapıtı olduğunu görürsünüz.

Bunun sebebi, Selçuklu yöneticilerinin uyguladığı o muazzam iskân politikasıdır. Türkmen boyları aileleriyle, zanaatlarıyla ve gelenekleriyle bu topraklara yerleşirken sadece taş üstüne taş koymadılar; adalet anlayışlarını, karakterlerini ve sosyal yaşam tarzlarını da bu kente kazıdılar. Hatta Moğol istilasının önünden kaçarak Anadolu’nun bağrına sığınan binlerce Horasanlı aile, Malatya’nın demografik yapısını ve sarsılmaz Türk kimliğini tamamen perçinledi.

Moğol Kalkanı Alâeddin Keykubâd: Yaklaşan Moğol tehlikesine karşı Sultan I. Alâeddin Keykubâd; devletin başkenti Konya, Kayseri ve Sivas ile birlikte Malatya’nın da surlarını özel olarak tamir ve tahkim ettirmiş, Fırat’ın bu gözbebeği kentini adeta gözü gibi korumuştu.

BİN YILLIK GENETİK MİRASIN SAHİPLERİ FIRAT'IN ÇOCUKLARI

Bugün adı Türkçeleştirilerek aslına rücu ettirilen Malatya’da soluduğumuz hava da, insanımızın o eğilmez, bükülmez haysiyetli duruşu da bin yılı aşkın bir süre önce bu topraklara kök salan o büyük genetik hafızanın birebir yansımasıdır.

Malatyalı olmak, sadece bu coğrafyanın sınırları içinde doğmak değil; kökü Ötüken bozkırlarına, dalı Fırat’ın coşkun bağrına uzanan o asil Selçuklu çınarının bir yaprağı olmaktır. Fırat’ın Çocukları, geçmişinden aldığı bu muazzam mirasla, Anadolu’nun en köklü kalbi ve sarsılmaz kalesi olmaya devam ediyor.

Bu haberimiz, Doç. Dr. Tülay Metin tarafından kaleme alınan ve Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (Yıl: 2013, Cilt: 4, Sayı: 2, Sayfa: 137-156) bünyesinde yayımlanan "Selçuklular Zamanında Anadolu’da Türk İskânına Dair Bir İnceleme: Malatya Örneği" isimli akademik makaledeki değerli bilgiler ışığında hazırlanmıştır…