Eğitim

Fırat’ın kilidi Malatya: İki dev imparatorluğun paylaşamadığı stratejik şehir

Malatya, sadece Doğu Anadolu'nun bir şehri değil; yüzyıllar boyunca küresel imparatorlukların kaderini belirleyen devasa bir jeopolitik kilit noktasıydı. Roma’nın gizemli 12. Lejyonu’ndan Yıldırım Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerine kadar uzanan bu süreçte; Osmanlı ve Memlük İmparatorlukları arasındaki tarihi güç mücadelesinin odağında yer alan Malatya’nın, tam iki kez Osmanlı hâkimiyetine geçişinin perde arkasındaki çarpıcı strateji ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

Abone Ol

Anadolu, Suriye ve Irak coğrafyasının kesişim noktasında, Fırat Havzası’nın en kritik geçiş güzergâhında yer alan Malatya, tarih boyunca sadece toprak parçası olarak değil, askeri ve ticari bir üs olarak devletlerin gözbebeği oldu. İlk çağlardan itibaren sınır şehri (Sugûr ve Avâsım) kimliğiyle öne çıkan kent, 14. yüzyılın sonlarından 16. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı Devleti ile Mısır merkezli Memlük Sultanlığı arasında nefes kesen bir satranç tahtasına dönüştü. Doç. Dr. Göknur Akçadağ’ın arşiv belgelerine ve tarihi tahrir defterlerine dayanan derinlikli araştırması, Malatya’nın neden "paylaşılamayan kilit şehir" olduğunu ve iki farklı dönemde yaşanan Osmanlı fethinin bilinmeyen detaylarını ortaya koyuyor.

ROMA’DAN MİRAS KALAN ASKERİ DEHA MELİTENE

Malatya'nın bir "sır alanı" ve askeri kilit noktası oluşu aslında Milattan Sonra 1. yüzyıla kadar uzanıyor. Kudüs'ü ele geçiren Roma İmparatoru Titus, Doğu sınırlarını Sasanilere ve ardından gelecek İslam ordularına karşı korumak için en seçkin birliğini, yani 12. Fulminata Lejyonu’nu bugün Arslantepe'nin 4 kilometre kuzeyinde yer alan Melitene (Eski Malatya/Battalgazi) bölgesine yerleştirdi.

Yolların bir yelpaze gibi birleştiği bu vadi kavşağı, yüzyıllar boyunca Emevîler döneminde Sugûrül-Cezeriyye, Abbâsîler döneminde ise Avâsım adıyla anılan en büyük hudut garnizonu oldu. Bu köklü askeri geçmiş, 14. yüzyıla gelindiğinde Malatya'yı yeni kurulan Türk devletlerinin de bir numaralı hedefi haline getirecekti.

YILDIRIM BAYEZİD’İN SATRANÇ HAMLESİ VE 2 AYLIK KUŞATMA

  1. yüzyılın sonlarında Malatya; bölgede tampon bölge görevi gören Dulkadiroğlu Beyliği ve arkasındaki dev güç Memlük Devleti’nin kontrolündeydi. Batıda kazandığı zaferlerle sınırlarını Fırat boylarına kadar genişleten Osmanlı Sultanı I. Bayezid (Yıldırım), doğuda da mutlak üstünlüğü sağlama niyetindeydi. 1399 yılında Memlük Sultanı Berkuk’un ölümüyle yaşanan taht değişikliğini fırsat bilen Yıldırım Bayezid, Malatya surlarına dayandı.

O dönem bizzat Yıldırım Bayezid'in yanında esir olarak bulunan ünlü seyyah J. Schiltberger’in anılarında bu tarihi kuşatmaya dair efsanevi detaylar yer alıyor:

Bayezid, Mısır Sultanı’ndan Malatya şehri ve bağlı topraklarını resmen talep etti. Kahire’den gelen "Kılıçla aldığım bu şehri ancak kılıçla teslim ederim" cevabı üzerine Yıldırım Bayezid, iki yüz bin kişilik devasa bir orduyla Malatya’yı tam iki ay boyunca kuşattı. Şehir sakinleri mukavemet etse de, Osmanlı ordusunun hendekleri doldurarak şehri çembere alması üzerine Malatya ilk kez Osmanlı hâkimiyetine geçti.

Ancak bu ilk zafer uzun soluklu olmadı. Doğudan bir kasırga gibi Anadolu'ya giren Timur, 1400 yılında Sivas’ın ardından Malatya’yı da işgal ederek Osmanlı teşkilatını henüz kurulma aşamasındayken dağıttı. Malatya, yeniden Memlük ve Dulkadiroğlu idaresine bırakıldı.

YAVUZ SULTAN SELİM VE TOHMA ÇAYIRI’NDA ALINAN GİZLİ KARAR

Malatya’yı bir sınır şehri olmaktan çıkarıp kesin olarak bir iç bölge sancağı haline getiren tarihi dönüm noktası ise 1516 yılında yaşandı. Safevi Şahı İsmail’in bölgedeki kışkırtmaları ve Memlüklerin Osmanlı ordusuna Malatya geçitlerinden Fırat'ı geçiş izni vermemesi, Yavuz Sultan Selim'i harekete geçirdi.

Osmanlı ordusu, 28-30 Temmuz 1516 tarihlerinde Sultansuyu’nun Tohma’ya döküldüğü mevkide, askeri açıdan mükemmel bir savunma hattı sunan Sultan Çayırı'na (Tohma Çayırı) otağ kurdu. Tarihi kaynaklara göre Yavuz Sultan Selim, ordunun yönünü o ana kadar "Acem Diyarı" (İran) olarak saklı tutuyordu. Ancak Tohma kenarında toplanan tarihi divanda, seferin asıl hedefinin Mısır (Memlük) olduğu ilk kez resmen açıklandı ve şu tarihi emir verildi:

"Otak-ı gerdânı revâkın uğru Şarka iken kıbleye kurulmağa emrolundu ve Malatya mâberinden Arabistan üzerine yürüsün deyü buyruldu."

Memlük valisi Mamay Bey’in şehri bırakıp kaçması üzerine korumasız kalan Malatya halkı, kapılarını Yavuz Sultan Selim’e açtı. Tohma Çayırı’nda alınan bu stratejik karardan hemen sonra güneye ilerleyen Osmanlı ordusu, 24 Ağustos 1516'da Mercidabık Zaferi'ni kazanarak dünya tarihinin akışını değiştirdi.

SINIR ŞEHRİ KİMLİĞİNİN SONU GÜVENLİ İÇ BÖLGE MALATYA

1516 fethinden önce imparatorlukların çarpıştığı, sürekli el değiştiren ve orduların geçiş noktası olan gerilimli "sınır şehri Malatya", bu kesin fetihten sonra stratejik sınır rolünü kaybetti. Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu'nun tamamen Osmanlı mülkü olmasıyla birlikte Malatya, güvenli bir iç bölge şehri hüviyeti kazandı ve Osmanlı idari yapısında sancak merkezi yapılarak tahrir defterlerine kaydedildi.

Bugün içinden geçtiğimiz, yanı başımızda akan Tohma ve Sultansuyu, aslında sadece birer doğa harikası değil; dünya tarihine yön veren imparatorların kader planlarını yaptığı tarihi birer canlı şahittir. Doç. Dr. Göknur Akçadağ’ın titiz çalışmasında gördüğümüz üzere Malatya; Roma lejyonerlerinin ayak seslerinden Yıldırım Bayezid’in iki aylık sabırlı kuşatmasına, Yavuz Sultan Selim’in dünya tarihini değiştiren gizli Mısır Seferi kararını Tohma kenarında açıklamasına kadar her dönem 'anahtar' rolü oynamıştır. Yerel tarihine ve kültürel mirasına sahip çıkan bir anlayışıyla, Malatya’mızın sadece depremlerle ya da günlük siyasi polemiklerle değil; imparatorlukları peşinden sürükleyen bu devasa jeopolitik dehasıyla da anılması gerektiğine inanıyoruz. Coğrafya kaderdir derler; Malatya ise o kaderin en stratejik kilididir...

Kaynakça

Bu haber metni, Doç. Dr. Göknur Akçadağ tarafından kaleme alınan ve Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi (OTAM), Sayı: 52 / Güz 2022'de yayımlanan "Sınır Şehri Malatya’nın İki Kez Osmanlı Hakimiyetine Geçişi" başlıklı bilimsel makaledeki arşiv verileri, tahrir kayıtları ve tarihi kaynaklar esas alınarak hazırlanmıştır.