BUSABAH TV'de yayınlanan Bakış Açısı programında bu hafta da kamuoyunu gündeminde yer alan bir konu konuya değinildi. Moderatörlüğünü Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un yaptığı programa Busabah Medya Yönetim Kurulu Üyesi Umut Bozkurtoğlu ve Malatya Gazeteciler ve Televizyoncular Cemiyeti Başkanı Mehmet Aydın konuk oldu.
Aradan geçen üç yıla rağmen yeni başlatılan soruşturmalar, kayıp olduğu öne sürülen enkaz demirleri ve kamu zararına ilişkin iddialar da bulunan Busabah Medya Yönetim Kurulu Üyesi Umut Bozkurtoğlu, gündeme dair şu ifadeleri kullandı:
“5 MİLYONA KADAR OLAN İŞLER DOĞRUDAN TEMİNLE VERİLEBİLİYORDU”
“Biliyorsunuz, OHAL ilan edildikten sonraki süreçte doğrudan temin limiti 5 milyon TL’ye çıkarıldı. Yani ihale kanununa göre bu şartlarda, 5 milyona kadar olan işler doğrudan teminle verilebiliyordu. Ancak biz o dönemde şunu gördük: Bu işler çoğu zaman doğrudan temin kapsamında bile düzgün şekilde verilmemişti. ‘Yıkımlar hızlanmalı, enkazlar kaldırılmalı’ denilerek süreç adeta bir karmaşaya dönmüştü.”
“YAKLAŞIK 500 DOSYA İNCELENİYOR”
“Bu iddialar o günlerde çok konuşuldu. YİKOB üzerinden yürüyen süreçler, valilikler, görevlendirilen isimler. Medya olarak biz bunları defalarca gündeme getirdik. Ancak aradan yıllar geçti, bugün hâlâ aynı dosyaların yeniden açıldığını görüyoruz. Yaklaşık 500 dosya inceleniyor, mülkiye müfettişleri görevlendiriliyor, AFAD üzerinden yapılan ödemeler mercek altına alınıyor.”
“NEDEN 3 YIL SONRA HAREKETE GEÇİLDİ?”
“Şunu sormak gerekiyor: Madem bunlar o gün de biliniyordu, neden 3 yıl sonra harekete geçildi? O dönemde çok ciddi iddialar vardı. Enkazlardan çıkan demirlerin kayıp olduğu konuşuluyordu. Biz sorduğumuzda ‘yıkımı demir karşılığı veriyoruz’ denildi. Ama sonrasında ortaya çıkan tabloya baktığımızda ortada hem bir ihale bedeli hem de ortadan kaybolan demirler vardı. Yani hem ödeme yapılmış hem de malzemenin akıbeti belirsiz kalmıştı.”
“YÜZ MİLYONLARCA LİRALIK ÇIKAR SAĞLANDI”
“Daha da çarpıcısı, bazı isimler hakkında çok ciddi rakamlar telaffuz edildi. Yüz milyonlarca liralık çıkar sağlandığı iddiaları dillendirildi. Buna rağmen o dönemde herhangi bir ciddi adım atılmadı, hatta bazı isimlerin ödüllendirilir gibi farklı görevlere atandığı konuşuldu. Bugün gelinen noktada soruşturmaların başlatılması elbette kıymetlidir. Adaletin işlemesi açısından geç de olsa atılan her adım önemlidir. Ama yine de sormadan edemiyorum: Neden bu kadar geç? Çünkü biz bunları o gün de söyledik. ‘Demirler nerede?’ diye sorduk. ‘Bu ihaleler kime veriliyor?’ dedik. ‘Kanuna uygun mu?’ diye sorguladık. Ama o günlerde yeterince karşılık bulmadı.”
“KUZEY ÇEVRE YOLU DEFALARCA İHALE EDİLDİ, HÂLÂ TAMAMLANAMADI”
Şimdi benzer bir tabloyu başka alanlarda da görüyoruz. Örneğin Kuzey Çevre Yolu. Defalarca ihale edildi, hâlâ tamamlanamadı. Milyarlarca liralık bedeller konuşuluyor. Yapılan işin kalitesi tartışılıyor. Eksik, hatalı, tekrar eden işler. Bu da ayrı bir kamu zararıdır. Şunu açıkça söylüyorum: Bu ülkenin kaynakları çok kıymetli. Eğer bu paralar doğru şekilde kullanılsaydı, deprem bölgesindeki esnafın ayağa kalkması için ciddi bir destek sağlanabilirdi. Küçük işletmelere can suyu olabilirdi. Ama biz ne yazık ki her afette benzer hataları tekrar ediyoruz. Önce ‘acil’ diyerek süreçleri gevşetiyoruz, denetimi ikinci plana atıyoruz. Sonra yıllar sonra dönüp ‘neler olmuş’ diye bakıyoruz. Benim beklentim şudur: Bu soruşturmalar gerçekten sonuna kadar giderse, kim suçluysa ortaya çıkarılırsa, işte o zaman anlamlı olur. Aksi halde sadece kamuoyunu rahatlatmaya yönelik geç kalmış hamleler olarak kalır. Çünkü mesele sadece geçmişi araştırmak değil, aynı hataların tekrar edilmesini engellemektir.”
Deprem sonrası süreçte ortaya atılan iddiaların görmezden gelinmemesi gerektiğini vurgulayan Malatya Gazeteciler ve Televizyoncular Cemiyeti Başkanı Mehmet Aydın, devletin bu tür yaygın iddiaları ciddiye alıp araştırması gerektiğini söyledi. Başkan Aydın sözlerine şöyle devam etti:
“DEVLET BUNU YOK SAYMAZ”
“Biz dönemin Malatya valisinin yanına gittik. Bu iddialar o kadar çok konuşuluyordu ki; vali yardımcılarından tutun farklı isimlere kadar herkesin adı geçiyordu. Biz de cemiyet olarak ziyaret ettik ve bu iddiaları doğrudan kendisine ilettik. Vali beyin bize verdiği cevap şuydu, ‘Devlet dedikoduyla hareket etmez.’ Biz de o an çok bir şey söylemedik ama içimizden şunu geçirdik: Devlet elbette dedikoduyla hareket etmez ama ortada bu kadar yaygın bir iddia varsa, bunu ciddiye alır ve araştırır. Yani biri çıkıp ‘birine bir şey oldu’ diyorsa, devlet bunu yok saymaz; ihtimal dahilinde değerlendirir ve inceler.”
“ENKAZ ALANLARINDA HIRSIZLIK YAPILDI”
“Buradaki en vahim nokta ise zamanlamaydı. Çünkü ortada sıradan bir süreç yoktu. İnsanlar can derdindeydi, evleri yıkılmıştı, malları gitmişti. Böyle bir ortamda birilerinin cebini doldurmaya çalıştığı iddiaları vardı. Hatırlayın, o günlerde enkaz alanlarında hırsızlık yapan insanlar da oldu. Millet enkaz kaldırırken bazıları gelip orayı soymaya çalıştı. Hatta bazılarının cansız bedenleri bile bulundu. O dönem büyük bir kaos vardı. Güvenlik bile tam anlamıyla sağlanamamıştı. Çünkü herkes depremzede, herkes bir şekilde mağdurdu.”
“BİRÇOK İHALEYE DIŞARIDAN GELEN EKİPLER BAKTI”
Üstelik o süreçte birden fazla vali görev yaptı. Hatta bölge valiliği gibi uygulamalar vardı. Yani yereldeki yöneticilerin yetkisi bile sınırlıydı. Birçok ihaleye dışarıdan gelen ekipler baktı. Enkaz kaldırma süreci ayrı, yıkım ihaleleri ayrı ilerledi. Devlet enkaz kaldırma işine zaten ödeme yaptı. Ama yıkım işlerinde farklı bir model konuşuluyordu. ‘Demir karşılığı yıkım’ gibi ifadeler vardı. Yani işi alan firma hem işten para kazanıyor hem de çıkan demiri alıyordu iddiaları dolaşıyordu.”
“İŞİ ALMAK İSTEYEN FİRMALARDAN KOMİSYON TALEP EDİLDİ”
“O dönemde özellikle yerel firmalar çok ciddi tepki gösterdi. ‘İşler bize verilmiyor, dışarıdan firmalara veriliyor’ diye isyan ettiler. Hatta bazı iddialara göre, işi almak isteyen firmalardan komisyon talep edildiği bile açık açık konuşuluyordu. Daha da ileri gidiyorum; Ankara’dan bazı firmaların çağrıldığı, belirli işler karşılığında komisyon konuşulduğu iddiaları vardı. Bunlar gizli saklı değil, aleni şekilde konuşuluyordu.”
“SAHTE KEFALET SENETLERİYLE İHALEYE GİRİLDİ”
“Şimdi düşünün: İnsanlar canını kaybetmiş, malını kaybetmiş, memleketini terk etmek zorunda kalmış. Böyle bir ortamda birilerinin rant peşinde koştuğu iddiası varsa, bu artık basit bir mesele değildir. Zaten bu konularla ilgili açılmış davalar da var. Örneğin enkazdan çıkan hurda demirlerle ilgili kamu zararı dosyaları… Hem idari hem cezai soruşturmalar yürütülüyor. Yine sahte kefalet senetleriyle ihaleye girildiği iddiaları var. Bazı şirketlerin ‘biz böyle bir teminat vermedik’ dediği durumlar ortaya çıktı. Bu süreçlerde memurların da soruşturulduğu, bazı kişilerin tutuklandığı dosyalar mevcut. Yani ortada sadece bir veya iki olay değil, ciddi bir tablo var.”
“YEREL ESNAF ÖZELLİKLE DIŞLANDI”
“Şikayetler sonrası İçişleri Bakanlığı’ndan müfettişler geliyor ve ‘burada bir şeyler var’ diyor. Yani devletin kendi denetim mekanizması bile bu süreçte olağan dışı durumlar tespit ediyor. Ben şuna inanıyorum: Eğer bu süreç gerçekten şeffaf ve adil bir şekilde incelenirse, çok daha fazla şey ortaya çıkacak. Çünkü bu iddialar boş değil. Biz bunları yıllar önce Malatya’da herkesin konuştuğu konular olarak duyduk. Yerel esnafın özellikle dışlandığı, işlerin belirli firmalara verildiği yönünde ciddi bir kanaat oluştu. Hatta bazıları “yerel firmalara verilseydi bazı şeyler ortaya çıkardı, o yüzden dışarıdan firmalar tercih edildi” diye düşünüyor. Bu çok ağır bir iddiadır ama toplumda karşılığı var.”
“UCU BANA DOKUNUR MU?” ENDİŞESİ VAR
“Şunu da açık söyleyeyim: Bu mesele sadece birkaç kişinin yargılanmasıyla kapanmaz. Bu, topluma karşı bir sorumluluktur. Çünkü ortada canını kaybetmiş insanlar var, malını kaybetmiş insanlar var. Eğer bu iddialar doğruysa, bu sadece bir yolsuzluk değil; vicdani olarak da kabul edilemez bir durumdur. Toplum zaten neyin ne olduğunu büyük ölçüde biliyor. Kimlerin ne yaptığını, hangi firmaların nasıl iş aldığını, kimlerin cezaevine girdiğini… Bunlar konuşuluyor. Ama bir gerçek daha var: Bu ülkede bazen insanlar birbirini koruyor. Zincirleme ilişkiler devreye giriyor. “Ucu bana dokunur mu?” endişesiyle bazı şeylerin üstü örtülmeye çalışılıyor.”
“İNSANLARIN ACISI ÜZERİNDEN ÇIKAR SAĞLADILAR”
“Benim beklentim net: Kim suçluysa, hangi makamda olursa olsun ortaya çıkarılmalı ve gereken ceza verilmelidir. Çünkü enkaz altında kalan insanların acısı üzerinden çıkar sağlamakla, enkazdan hırsızlık yapmak arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de aynı derecede ağır bir suçtur.”