Spor, “önceden belirlenmiş kurallara göre bireysel veya takım halinde yapılan, genellikle rekabete dayalı yarışma ve kişisel eğlence veya mükemmelliğe ulaşmak için yapılan fiziksel aktivite” diye tanımlanır.

Günümüzde sporun onca branşı, onca müsabakası olmasına karşın sporu sadece futbol ile doğru orantılı görmek diğer dallardaki antrenör, sporcu, yönetici ve sporseverlere büyük bir haksızlıktır. Yine sporu sadece bir yarışma olarak değerlendirmek de toplumumuzun ciddi bir yanlış algısıdır.

Bu yanlışa bağlı olarak futbolundan voleyboluna, atletizminden yüzmesine kadar zaman zaman müsabakaları sadece kazanmak ya da kaybetmek gibi görmek de çok büyük bir hatadır. Oysaki spor temelde bireyin bedensel ve ruhsal gelişimini geliştirmeyi hedefler. Sporu geniş kavramından çıkarıp, sadece belirli güdülere kanalize etmenin kitlelere büyük zararı vardır.

Bugün ülkemizdeki spor müsabaklarını, mevcut yönetici rol modellerini, antrenör ve sporcu davranışlarını ve taraftar profillerini masaya yatırdığımızda aslında sporu bir zevk ve estetikten çıkarıp, kavga ve ego yarıştırma aracı yaptığımıza şahit olabilirsiniz.

En alt kategorideki miniklerin müsabakalarından en üst düzey ligimizin takımına kadar asıl amacından koparak sadece kazanmaya endeksli bir sistem yaratılmaya çalışılıyor. Bireysel sporlarda ise adeta zafere giden her yol mubahtır mantığı izleniyor. Başarılı olmak adına; ‘sporun etik değerleri, rakibe saygı, alın teri, faır play…’ gibi kavramlar göz ardı ediliyor, ayaklar altında çiğneniyor. Antrenörlerin duruşu, yöneticilerin iş bilmezliği, sporcuların tutum ve davranışları, medyanın kamuoyuna verdiği mesajlar ve camiaların olumsuz angaje edilmesi maalesef Türk sporuna büyük zarar veriyor.

Özellikle son 10 yılda her bakımdan spor konusunda büyük bir dezenformasyon yaşadığımızın belirtmek istiyorum. Öyle ki bu yazıyı okuduktan sonra lütfen gideceğiniz ilk spor müsabakasında saha görevlilerinden hakemine, antrenörlerden yöneticilerin maç içersindeki davranışlarına kadar gözlemleyin. Sporun gelişmesine, gençliğin doğru yetişmesine, katkı mı sunuyorlar yoksa renkler üzerinden spora zarar mı veriyorlar daha iyi anlayacaksınız.

Bireysel anlamda spor yapmak isteyen vatandaşlarımızın bu anayasal hakkına riayet eden, sahip çıkan ve şehirlerimizi buna göre yönetip, buna göre spor alanları inşa eden yöneticilerin sayısı maalesef bir ellin parmakları kadar. Halkın sporla yaşayıp, sağlıklı bir toplum haline gelmesi için yapılan çalışmalar sadece sloganlardan ve afişlerden ibaret!

Ülkemizde spora bakış; bu kadar kısır, dar ve bilinçsiz olunca doğal olarak, tribün olayları, doping vakaları, kısır yönetici çatışmaları, etik dışı açıklamalar... vb. süreçler yaşanıyor. Tüm bu negatif spor anlayışımızı değiştirmediğimiz müddetçe, yapılan tesisler de yatırımlar da hiçbir zaman bizi Avrupa seviyesine taşımayacaktır!

Belki Almanlar gibi, Japonlar gibi 60 binlik modern statlarımız olacak ama asla içinde o kültüre hayız izleyicimiz ve spor adamımız olmayacak!!!