Allah, insanı en güzel şekilde yaratmış.
Hayatın zorluklarına katlanabilecek, onu aşabilecek, yaradılış amacına uygun yaşayacak, iyiyi, kötüyü ayırt edebilecek, kötü işler yapmayacak, yeteneklerle, akılla, zekayla, duyguyla, beş duyuyla donanımlı olarak yaratmış.
Tin Suresi 4. Ayetin meali, yorumlu tercümesi böyle.
Tabii ki, her insan aynı yeteneklere, verilere sahip değil.
Kimisi edebiyatta, kimisi resimde, kimisi sporda, kimisi müzikte, kimisi zenaatta kabiliyetli.
Allah’a şükürler olsun, güçlü milletimiz, güçlü medeniyetimizin yetiştirdiği çok büyük insanlarımız var.
Yüce Dinimiz, insanımızın bu dallarda çalışmasına, eser üretmesine izin veriyor.
Kimi insanları bu yeteneklerle donatıp yaratan Yüce Allah değil mi?
Yeter ki sanatını, güzel amaçlarla, güzel niyetlerle, insanlara faydalı olmak, insanları sanat eserleriyle mutlu etmek, güzel hislerle doldurmak, gelişmesine, ilerlemesine, ferahlamasına, eğlenmesine, dinlenmesine katkıda bulunmak için icra etsin.
Bozmak, saptırmak, kötüleştirmek, doğasından, yaratılış amacından uzaklaştırmak için değil.
Mesela ben müziği çok severim.
Müzik ruhun gıdasıdır dememişiz mi?
Mesela ben bağlama çalarım, dahası elime aldığım hemen hemen tüm müzik aletlerini çalarım.
Çocuklarım da aynı.
Bu şimdi, Allah vergisi değil de ne ki?
Bir çok da türkü besteledim. Sözlerini yazamadım henüz. Yarım yamalak duruyor.
Hatta, Cumhurbaşkanımız için de besteledim. Sözlerini yazdım. Sosyal medyada da paylaştım.
Bir CHP’li arkadaşım, “Ya Selahattin Bey, bu türküyü nasıl besteledin? Hayret!” dedi.
“Türkü besteleyecek kadar nasıl sevdin?” demek istedi.
“Ben Vatanım, Milletim için besteledim. Recep Tayyip Erdoğan’da benim sevdiklerime çok iyi hizmet ediyor.” dedim.
Bazen sevdiğim türküleri bağlamamla çalar söylerim ve de sosyal medyada paylaşırım.
İlk defa, on sene kadar önce, “Açma zülüflerin yar yar” türküsünü çalıp söylemiş, paylaşmıştım. Değerli Gazeteci Mahir Temur Busabah Gazetesindeki köşe yazısında, “Bu yazımı Selahattin Sarıoğlu’nun söylediği türküyü dinleyerek yazıyorum” demişti.
Diyanet Din İşleri Kurulunun, müzik yapma, dinleme konusundaki görüşü şöyle, “…İslam’ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikler yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte dinen bir sakınca yoktur.”
Bağlamayı çok severim. Atalarımız bağlamaya benzer kopuz adlı sazı çalarlarmış.
Şairler, ozanlar, Aşık Veyseller, Pir Sultanlar, Karacaoğlanlar bağlamamızı dert ortağı yapmışlar.
Asrın Depreminde sağ çıkıp, birtakım zorunlu eşyaları yanımıza alıp yola inerken, utanmasam sazımı da sırtıma alıp çıkacaktım. Bir şiirim;
“Bir bağlama düşünüyorum geçmişten geleceğe
Her çağ ayrı ses ayrı perde
Do Re Mi Fa Sol diye.”
Alevi canlarda bağlama, bağlamanın bildiğimiz içeriğinin ötesinde anlamlar, işlevler yüklenmiştir.
Alın size Musa Eroğlu.
Bakalım ne diyeceksiniz?
Bağlama dediğimiz o telli saz, Musa Eroğlu’nun elinde nasıl canlanır, dile gelir ve kalbe gelir?
Nasıl ağlatır, nasıl dinletir, nasıl alır da götürür değil mi?
12 Eylül’ün Başadamı Kenan Evren’e, bir gezi sırasında, bir kişi, o zamanın güncel şarkısının sözleriyle,
“Seni sevmeyen ölsün” diye seslenmişti de, o adam, o sözü ciddiye alıp, “Yok yok ölmesin.” demişti.
Bir şarkıda, sanatçı, “Batan Güneş doğmasa da/Yağmurlar yağmasa da/Ben senin uğruna ölürüm, ölürüm” diyor ya, ben o Musa Eroğlu’nun sazına, türküsüne ölürüm ölürüm diyorum.
Mersin Mut, Kumaçukuru Alevi Türkmen köyünde 1944’de doğan, dokuz yaşında anasını kaybeden, babasının ona yaptığı bağlamayı elinden düşürmeyen, köyünde olmayan ilkokulu ilçede okuyup bitiren, Kültür Bakanlığından emekli, Devlet Sanatçısı Musa Eroğlu.
Onun bestelediği bir güzel türküsü var.
Sözlerini yazayım. Bakın güzel mi??
SENİ ARADIM
Omuzumda sevda yükü
Yollarda seni aradım
Beste beste, türkü türkü
Tellerde seni aradım.
Girdim yeşilden sarıya
Sordum ölüye diriye
Çiçeği verdim arıya
Ballarda seni aradım.
Bahçem çiçek bağım gazel
Birleşir ebedle ezel
Ayırmadım çirkin, güzel
Kullarda seni aradım
Aşk yalımı girdi cana
Gönlüm döndü gülistana
Gece gündüz yana yana
Küllerde seni aradım.
Sözleri beğendiğinizi biliyorum.
Ortaokuldan aklımda kaldığına göre, “Kulağa hoş gelen seslere müzik, kişide estetik duygu uyandıran söz sanatına şiir denir.”
Şiir bende güzel, sanatsal duygu uyandırıyor.
Sizde de uyandırmıştır.
Evet şimdi, bu şiirin şairini söyleyeyim:
Abdurrahim Karakoç.
Karakoç da Kahramanmaraş Elbistan, Ekinözü doğumlu, ilkokulu bitirmiş, Ekinözü (Cela) Belediyesinden emekli olmuş, Ankara’ya yerleşmiş, Mihriban adında bir kızı, Türk İslam ve Enderhan adlarında iki oğlu olan büyük şairdir. 2012 yılında rahmetli olmuştur.
Bir ara siyasetle iştigal etmiş, bırakmıştır.
“Niye bıraktınız?” diye sorulduğunda, “Allah rızası için başladım, Allah rızası için bıraktım.” demiştir.
2004’te Vakit Gazetesinde yazdığı yazıda, “…Adolf Hitler’in basiretine hayran olmamak elde değil. Hitler bugünleri görmüş, ta o zaman. Dünyanın başına bela olacaklarını bildiği içindir ki, ırkçılığı din gibi algılayan, yeryüzünü kana bulamaktan zevk alan hokkabaz Yahudileri temizlemiş.” diye yazmış.
Bundan dolayı Yahudi Hahambaşından büyük tepki almış, yargılanmış beraat etmiştir.
Rahmetli Karakoç’da 2004’te, soykırımcı, katil İsrail’in bugünkü katliamlarını görseymiş acaba, daha neler yazar, söylermiş, daha neler…
Musa Eroğlu’nun, Mihriban adlı muhteşem bestesini de bilirsiniz.
O türkünün şiirinde, “Lambada titreyen alev üşüyor” diyen de o şairdir: Abdurrahim Karakoç...
MİHRİBAN
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban!
Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!
Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban!
Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban!
Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban!
Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban!
Bu, ikisi de köylü, ikisi de ilkokul mezunu olan, ikisi de taşradan Başkente gelip yerleşen sanat kahramanlarımızı andık.
Musa Eroğlu Üstadımıza güzel ömürler, güzel sazlar, sözler, yorumlar; Merhum Abdurrahim Karakoç Üstadımıza da Allah’tan rahmet, mağfiret diliyorum…