65 yıl önceye gittik… Doğa, geçmişin en kötü senaryolarını tekrar sahneye koymaya başladı. Malatya, bu yaz ayını tarihe kara bir sayfa olarak not etti. Son 65 yılın en kurak yazını yaşadı bu şehir. Ve yalnız değildi… Aralarında İstanbul’un, İzmir’in, Bursa’nın da bulunduğu 18 il, yağış bakımından tam anlamıyla çöküş yaşadı.

Peki biz ne yaptık? Belki birkaç haber okuduk. Birkaç sosyal medya paylaşımına iç geçirdik. “Allah sonumuzu hayır etsin” dedik ve devam ettik günlük telaşımıza. Oysa Malatya'nın sesi artık fısıltı değil, alarm çanları gibi çınlıyor.

Yağışlar yüzde 50’nin üzerinde azalmış. Barajlarda su seviyeleri dibe vurmuş. Toprak susamış, ağaçlar kabuğuna çekilmiş. Doğa artık isyan ediyor.

İklim krizi artık televizyonlarda izlenen uzak bir belgesel değil. Hemen burada, bu şehirde, Malatya’nın suskun ovalarında, çatlamış topraklarında, erken kuruyan kayısı dallarında hissediliyor. Zirai donla zaten mücadele eden çiftçi kuraklıkla nasıl baş etsin?

Bu sadece bir yaz mevsimi sorunu değil. Bu, yıllardır ötelenen, görmezden gelinen çevresel ihmallerin, betonlaşmanın, bilinçsiz tarımın ve plansız kentleşmenin bir sonucu.

Artık gerçeklerle yüzleşme vakti. Malatya ve benzeri iller sadece meteorolojik olarak değil, ekolojik ve sosyolojik olarak da tehlike altında. Bugün “yağmur duası” yetmez. Bilinçli tarım, su yönetimi, doğa dostu politikalar ve gerçek bir toplumsal farkındalık gerekiyor.

Biz bu sessiz çığlığı daha ne kadar duymazdan geleceğiz?