Geçtiğimiz hafta pazartesi günüydü. Durakta beklerken 55-60 yaşlarında bir amca ile sohbet ettik. Emekli askermiş kendisi, iş arıyormuş…

“Amacım sizi gücendirmek değil, lütfen beni yanlış anlamayın; elbette iş arayabilir, başka bir yerde çalışabilirsiniz. Ancak eskiden asker olduğunuzu söylediniz, acaba emekli askerlerimiz çok mu az maaş alıyor? Çünkü emekli askerlerin iş başvurularına çok denk geliyorum ben” dedim kendisine.

Beni bilen bilir, asker-polis, şehit; mesleğimi icra ettiğim süre boyunca hep benim hassas konularım olmuştur ve olacaktır da…

Neyse…

“Evet kızım” dedi. “Aslında maaşım elbette bana yetiyor ancak çocuklarım üniversite okuyor ve ek bir işte çalışmam gerekiyor” dedi.

Hani yüreğimden parçalar koptu.

Canını hiçe sayıp vatanını koruyan, o bilindik deyimleşmiş cümle ile ‘rahat uyumamız için nöbette duran asker’ler emekli olduklarında da maaşları yetmediği için çalışıyorlarmış. Askerimize bakamıyor muyuz biz, diye sitem ettim kendi kendime.

Belki duygusal yaklaştım duruma ama asker işte, daha ne olsun…

Elimden gelen bir şey de yoktu. “Ben şunu bilmenizi istiyorum” dedim:

“Size minnettarız.”

Gözleri doldu amcamın, teşekkür etti; “Çok duygulandırdın beni kızım” dedi.

Hani ‘ben de siz iş arıyorsunuz diye, bir emekli askerimize bile doğru düzgün bakamıyoruz diye çok utandım’ diyecektim de, diyemedim.

Aklıma geçimini sağlayamayan emekliler, eve ekmek götüremeyen dedeler, nineler, işsiz gençler falan geldi.

Şimdi tüm bunlara ne diyeyim.

Emekli maaşlarından girersem konuya 3 güne çıkamayız buradan.

“İş beğenemeyen gençler” diyorlar.

Hangi iş beğenemeyen gençler acaba bunlar?

Ortaokul 7’deyken tam gün eğitim alıyordum. Bir gün, öğlen arasından sonra arkadaşlarımla okula doğru giderken bilgisayar öğretmenimizin bir inşaatta kum taşıdığını görmüştük. 3 kişiydik, 3’ümüz de öğretmenimizle aynı anda göz göze gelmiştik.

Öğretmenimiz kum torbasını yere bıraktı, gözleri doldu, arkasını döndü ve gitti.

O zamana kadar pazarda limon satan öğretmen figüranının bir tek filmlerde olduğunu zannederdim.

O gün hayatın gerçeklerini bir defa daha görmüştüm. Öğretmenimiz bir ay boyunca okulda bizimle göz göze gelmemek için köşe bucak kaçtı. Sonra da okuldan çıkıp gitti. Bir daha da göremedim. Her 24 Kasım’da o bilgisayar öğretmenimizin yüzü gelir gözlerimin önüne. En çok da onun Öğretmenler Günü kutlu olsun derim kendi kendime.

O olay o 3 öğrencisinin sırrı olarak kaldı tabi ama az önce de dediğim gibi, iş beğenmeyen işsiz yoktur bence. Hak ettiği işi bulamayan, hak ettiği maaşı, alamayan genç vardır, öğretmen vardır; hak ettiği emekli maaşı alamayan emekli asker vardır…

Söylemek istediklerim çok, söyleyeceklerim şimdilik bu kadar…