Her şey 8 asır önce, Ahmet Yesevî dergâhında yetişen ve hocasından "Sen bir er değil, on er gücündesin" duasını alan Şeyh Hasan Onar’ın Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmesiyle başladı. Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad Dönemi’nde yaşayan Şeyh, aşiretiyle birlikte yurt tutmak için dolaşırken bugün hala gürül gürül akan Arapgir'deki o meşhur pınarın başına ulaştı.
Namaz kılmadan önce elindeki kupkuru ahşap değneği toprağa saplayan Şeyh Hasan, selam verdiğinde gözlerine inanamadı: Kupkuru değnek saniyeler içinde toprağın bağrından can bulmuş ve filizlenmişti. Ancak bu tabiatüstü duruma sevinmek yerine derin bir kederle şu tarihi kehaneti fısıldadı:
"Eyvah! Ben burada yurt tutmak istemezdim ama değneğim burada yeşerdi. Yurt yeri belli oldu."
Zaman, bu gizemli dervişi milimetrik olarak haklı çıkardı. Yıllar geçtikçe Şeyh Hasan’ın yerleştiği topraklara çevre köylüler birer birer sahip oldu ve o söz adeta bir mühür gibi gerçekleşti. Bugün o kuru değneğin filizlenmesiyle göğe yükselen devasa ulu ağaç, Şeyh Hasan’ın türbesinin yanı başında hala canlı bir şahit gibi nefes almaya devam ediyor.
SELÇUKLU ORDUSUNU ŞOKA UĞRATAN MAĞARA VAKIASI
Onar Dede’nin yaşadığı topraklardaki gizil güç, sadece yeşeren bir ağaçla sınırlı kalmadı; bizzat Selçuklu Devleti'nin askeri kayıtlarına geçen akılalmaz bir olayla mühürlendi. Alanya Kalesi’nin fethinde dervişlerinin üstün okçuluk yetenekleriyle büyük kahramanlıklar gösteren Şeyh Hasan, daha sonra bu topraklarda inzivaya çekilmişti. Sefer dönüşü yiyecekleri tükenen, atları açlıktan kırılma noktasına gelen Sultan Alâeddin Keykubad’ın 3 bini atlı, 3 bini yaya olmak üzere toplam 6 bin kişilik dev ordusunun yolu bu mağaraya düştü.
Bir mağarada ibadet eden aksakallı dervişin huzuruna çıkan Sultan, ordusunun çaresizliğini anlattı. İşte tam o an, mantık sınırlarını zorlayan o keramet gerçekleşti: Mağaradaki tek bir kazan aş ve sadece bir torba arpa, 6 bin askerin ve binlerce atın tamamını tıka basa doyurdu! Yaşlı erenin tek bir şartı vardı: "Hiçbir asker atına çift ölçek yem vermeyecek." Ancak bu mühre uymayarak gizlice çift yem yiyen bir at, oracıkta çatlayarak öldü. Bu sarsıcı vakıa karşısında saygıyla eğilen Sultan Alâeddin, o toprakları resmi vakıf senediyle tamamen Şeyh Hasan’a bıraktı.
PASLANMAYAN MİRAS KARADİREK'İN AHŞAP ŞİFRELERİ
Bugün Onar köyünü dünya kültür mirasının zirvesine taşıyan asıl unsur, Şeyh Hasan’ın elleriyle kurduğu ve 1224 yılından beri milimetrik olarak korunan Karadirek (Büyük Ocak) yapısıdır. Anadolu’nun en eski sivil ve inanç mimarilerinden biri olan bu yapı, orijinal ahşap kırlangıç tavan tekniğiyle, yani hiç çivi kullanılmadan ahşapların birbirine kenetlenmesiyle yapılmıştır. 800 yıldır ne tavanı çöktü, ne de ahşap gövdesi zamana yenik düştü. Yapının içindeki gizil güç, köylülerin nesiller boyu aktarılan muazzam koruma refleksiyle birleşerek günümüze ulaştı.
Bölge adeta bir destanlar coğrafyası: Kayınbabası Pir Baba’nın tek bir öfke tekmelesiyle toprağı ikiye yararak çıkardığı parmak kalınlığındaki "Cennet Pınarı" ve oğlu Bahşiş ile ok yarıştırdıkları, bugün bile kutsal ziyaretgah sayılan "Dikmetaş" mevkii... Babasıyla girdiği ok imtihanını kazanan Şeyh Bahşiş’in, "İki baş bir kazanda kaynamaz" diyerek Elazığ’ın Baskil ilçesine bağlı Ataf köyüne göç etmesiyle sonuçlanan bu kadim geçmiş, Malatya’nın Arapgir ilçesini dünya tarih mirasının en gizemli duraklarından biri haline getiriyor.