Doğal ortamı sadece yüzeysel, sadece görünen yüzeyiyle değil, derinliğine, dikeyliğine gez, dolaş hele..
Bir bak, gözlerin, ruhun neler görecek…
En yükseği iki bin kırk metre, çevredeki dağlarda, bazılarına iki üç sefer olmak üzere çıkmadığım doruk yok gibi.
Yine inmediğim, inin cinin cirit attığı derinliğinde kilometrelerce yürümediğim akarsu vadisi de yok gibidir.
Derin akarsu vadilerinde, çok dikkatli olarak, yani bastığın yeri bilerek ama korkmadan, yerine göre santim santim ilerlerken neler görürüsün neler…
On binlerce, belki milyonlarca yıl akan su, o çelik gibi sayları, kayaları nasıl da oymuş, nasıl da yay gibi germiş, nasıl da se, ce, u, je gibi harflere benzetmiş görürüsün.
Sadece görmezsin, durur dinlersin, düşünürsün, enginlere dalarsın…
Şurada bir su akar
Ne der, ne söyler
Durmuşum dineklemişim
Gecesinde gündüzünde dünyamızın
Şurada bir su akar
Ne der ne söyler… S.Sarı
Geçenlerde Ziraat Mühendisleri Odası Başkanımız Fevzi Çiçek’le karşılaştık,
-Abi bu aralar gezmiyorsunuz… Faydalanamıyoruz dedi.
-Gidecek yer de kalmadı sanki dedim.
Geleyim Malatya’ya…
Malatya altı aydır depremle alıyor, depremle veriyor.
Şehitlerini toprağa verdi.
Depremzede Bakanı Özhaseki,
-Rabbim inşallah şehit kabul eder onları demişti geçen hafta Malatya’da..
Ben de içimden, “Amin, inşallah” demiştim.
Malatyalı bin beş yüze yakın canını mezara koydu, onlar orada duruyor!
Toprak incitmesin inşallah.
Evlat, kardeş, ana baba, akraba yanı zorunlu konukluğu da artık sona yaklaştı.
Yurt, misafirhane de.
Çadır yaşamından da konteyner yaşamına geçildi.
Şimdi sıra kalıcı konutlarda.
Malatyalının ruhu, bedeni beş bin yıl önceki yaşam tarzları içinde yoruldu, hırpalandı, yaralandı.
Akarsu doğayı yavaş oydu, aşındırdı, akışına, gönlüne göre değiştirdi.
Deprem öyle mi?
Vurdu, yıktı, nefesini kesti insanın.
O depremler ki, Malatya’da canı olsun, malı olsun, ruhu olsun etkilemediği bir tek insan koymadı.
Allah devletimize zeval vermesin…
Bakın asla siyaset yapmıyorum.
Devletimiz, yeni Sisteminin verdiği çeviklikle depremin üzerine yürüdü.
Depremzedenin yanında durdu.
“Şu eksik, bu fazla” laflarını söylerken, elimizi vicdanımızın ayırmayalım.
Her şey parayla, bütçeyle, maliyeyle…
14 Temmuz 23’te, 5 Nisan 23 tarihli 7452 sayılı Kanuna bir madde eklendi.
Bu ekleme çok şeyi değiştirdi ve bir sürü tartışmayı bitirdi.
Hukukçular, “Yasa Koyucunun bir değişikliği kütüphaneler dolusu hukuk kitabını çöpe atar.” sözünü bilirler.
Sözgelimi, “evlenmekle kadın kocasının soyadını alır.” hükmüyle ilgili, hukukçular “doğrudur, yanlıştır” konusunda ciltler dolusu kitaplar yazarlar…
Kanun koyucu “evlenen kadın kendi soyadını alabilir” der, onca kitap çöpe gider.
“Orta Hasarlı binaların durumu ne olacak?” diye, vatandaşlar ve biz hukukçular konuştuk, tartıştık, yazdık, çizdik.
“14 Temmuz değişikliği” bu tartışmalara son verdi.
Neydi bu değişiklik?
Orta hasar ve üzeri yapı malikleri isterlerse binalarını Yerinde Yeniden Yapabilecekler.
Yerinde Dönüştürme hususu.
Devlet 500 bin hibe, 500 de iki yıl ödemesiz, on yıl taksitle faizsiz kredi verecek.
Bu para ev sahibini eline değmeyecek.
Devlet tarafından, Denetim Kuruluşunun hakediş raporuna göre doğrudan müteahhit hesabına geçecek.
Kat Malikleri arsa paylarına göre yarıdan fazlasının yazılı oluruyla bu kararı alacaklar.
14 Temmuz’da elenen yeni madde her şeyi bütün ayrıntılarıyla düşünmüş, aklınıza gelecek bütün aksilikleri dikkate almış.
Tabi pratikte, öngörülmemiş bazı olumsuzluklar ortaya çıkabilir.
Bunlar da ‘çevik sistemle’ hızlıca giderilebilecektir.
SPK Değerleme Kurulu, eski, yeni yapı vasıflarını dikkate alınarak herkesin yeni dairesini belirleyecek.
Yerini beğenmeyenlerin yeri devlete geçecek, işi devlet adına yürütülecek.
Vergi, harç, Yapı Denetim, Değerleme vb. ücreti yok.
Hepsini devlet ödüyor.
Dün arkadaşım, Gazeteciler Cemiyeti Eski Başkanı Sevgili Orhan Çekin aramıştı.
Diyor ki,
-Hibe az, kredi az… Bizim Dönüşümü de TOKİ yapsın…
-Hibe, kredi konusu Kanunda Cumhurbaşkanımıza bırakılmış… Kaygılanma, rahat ol. O icabına bakar dedim.