Fırat Kalkınma Ajansının hazırladığı “Fırat’ın Efsaneleri Malatya” adlı kitapta geçen ve İspendere Bakırsu Efsanesi başlığı ile derlenen hikayede İspendere’deki şifalı içme sularına ilişkin çok özel bir hikaye okuyucularına aktarılmış durumda.
İŞTE O EFSANE
Kitapta geçen hikayeye göre, İspendere Bakırsu Efsanesi şöyle:
Hititler Dönemi’nde Arslantepe kralının sarayında kralın kızı öyle bir hastalığa tutulmuş. Hizmetçiler, hekimler etrafında pervane olmuş ama bir çare bulamamışlar. Güzeller güzeli genç kız yatağında bir o yana bir bu yana kıvranıyormuş.
Annesi ciğerparesi kızının böyle acı çekmesine dayanamamış soluğu kralın yanında almış: “Kralım! Sen ki dünyaya hükmediyorsun. Ama kızımız gözümüzün önünde eriyip gidiyor!” Kral, “Başvurmadığımız, başına getirmediğimiz hekim mi kaldı? Çare olamadılar,” diye cevap vermiş. Kraliçe, “Muhakkak bir çaresi olmalı. Daha uzaklara haber et, bir şifacı bul getir!” demiş. Kral, arasınlar tarasınlar bu hastalığın ilacını bulsunlar diye dört bir yana haber salmış.

BÖBREKLERİNDEN RAHATSIZ BİR PRENSES
Bu arada saray hekimleri kızın böbreklerinden rahatsız olduğu kanaatine varmışlar. Saraydan ulakların ayrılmalarından birkaç gün sonra, akşamüzeri ulaklardan biri saraya dönmüş. Prensesin hastalığına çare olacak birini bulduğunu söylemiş. Az sonra ulak kralın karşısına çıkarılmış, “Kralım prensesimizin derdine çare olacak kişiyi buldum” demiş. Kral, “Kimse hemen alıp getirin!” diye emir vermiş. Ulak, “Efendim, buradan bir günlük uzakta dağların yamacında Bakırsu diye bir yere vardım. Baktım ki her tarafta çadırlar kurulmuş. Çadırların ortasında bir şifacının çadırı var. Bu kurulan çadırlarda konaklayanların hepsi ondan şifa bulmak için gelmişler. Gelenlerin çoğu da şifa bulmuş. Prensesimizi de oraya götürmeliyiz” demiş.
Sabah olduğunda kraliçe ve kızına iki atın çektiği büyük, iki tekerlekli bir araba, arabanın orta yerine hastayı rahatsız etmeyecek bir döşek hazırlanmış. Akşam olmadan ulak onları Bakırsu’ya ulaştırmış. Kraliçeyi vakit kaybetmeden hemen şifacının çadırına götürmüşler. Kraliçe kızının durumunu şifacıya anlatmış, “Saray hekimleri böbreklerinden rahatsız olduğuna kanaat getirdiler. Fakat ilacını bulamadılar” demiş.
“BÖBREKLERDEKİ KUM VE TAŞLARI İDRAR YOLUYLA DIŞARIYA ATIYOR”
Şifacı kralın kızını muayene ettikten sonra hastalığını tespit etmiş. Hekimlerin söylediği gibi böbreklerinden rahatsız olduğunu anlamış. “Burada en az on beş gün kalacak ve rengini bakıra benzeyen kayadan akan sudan her gün içebildiği kadar içecek. Bu su sıradan bir su değil. İçen insanın bağırsaklarının ve böbreklerinin hızlı çalışmasını sağlıyor. Hacet yoluna sık çıkarak böbreklerdeki kum ve taşları idrar yoluyla dışarıya atmasına vesile oluyor” demiş. Kraliçe kızının iyileşeceğini duyunca sevinmiş, “Kızım bu hastalıktan kurtulsun dile benden ne dilersen” demiş. Kraliçenin ve kızının yüzü gülmüş. Sabah erkenden Bakırsu’yun başına gitmişler. Prenses içebildiği kadar sudan içmiş. Suyun başında ağaçların gölgesinde istirahat etmişler. Biraz sonra prenses yine Bakırsu’dan içmiş. Öyle ki susamasa bile bakraca doldurduğu suyu içmeye devam etmiş. O arada şifacının hazırladığı ilacı da kullanmaya devam etmiş. Birkaç saat geçmeden prenses utanarak, “Anne ayakyoluna çıkmam lâzım” demiş. Hemen hacetini göreceği yere götürmüşler. Bu gidiş geliş gün içinde su içtikçe artmış. Sayılı gün çabuk geçer, on beş günün sonunda prensesin ağrıları kesilmiş. Kraliçe buna inanamamış. Tamamen iyileşsin diye birkaç gün daha kalmışlar. Artık prensesin yüzü eskisi gibi gülmeye başlamış. Acılarından eser kalmamış.
Kraliçe şifacıya nasıl teşekkür edeceğini bilememiş. Şifacı, “Ben sadece vesile oldum kraliçem. Esas kızınızı iyi eden, şifa olan Bakırsu’dur” demiş. Kraliçe, “Sana minnettarız. Dile benden ne dilersen?” diye sormuş. Şifacı, “Sadece sağlığınızı dilerim. Bizim altınla gümüşle işimiz olmaz. Belki durumu müsait olmayan, bakıma muhtaç hastalarımıza iaşe sağlayabilirsiniz kraliçem. Benden yana hakkım helal olsun” diye yanıtlamış.
Kraliçe ve yanındakiler prensesin hastalıktan kurtulmasının sevinci ile Arslantepe Sarayı’na dönmüşler. Kral, kızının iyileşmesinden son derece mutlu olmuş. Hemen şenliklerin kurulmasını emretmiş. Bir kafile ile şifacının hastalarına iaşe, şifacıya da saraya başhekim olması için bir davet gönderilmiş. Ancak gelmez Bakırsu’da insanlara şifa dağıtmakta mutludur. O günden bu yana geçen bin yıllar boyunca yüzlerce hasta gelip Bakırsu’dan içer ve şifa bulur.
Yukarıdaki efsane, Fırat Kalkınma Ajansının hazırladığı “Fırat’ın Efsaneleri Malatya” adlı kitaptan alınmıştır.









