Türk kültüründe batıl inanç oldukça yaygın bir durum. Bu konu aslında yaşanmışlıkların insanların hareketlerine yön vermesiyle de ilişkilendiriliyor ancak bazı inançlar var ki hayretlere düşürüyor. İşte en garip bazı batıl inançlar…

İŞTE BAZI BATIL İNANÇLAR

Cuma ve pazartesi günleri kül dökülmez.
Akşam ezanından sonra dışardaki pis yerlere besmele çekmeden basılmaz.
Kara kedi görmek, karga ötmesi uğursuzluk sayılır.
Kurbağaların çok ötmesi veya sineklerin çok ısırması yağmur yağacağına delalettir.
Tarla veya bahçeden tavşanın geçmesi bereketi kaçırır.
Küle basılmaz, hastalık bulaşır.

Yemek yerken ağızdan lokma düşmesi, misafir geleceğine işarettir.
Elden ele bıçak verilmez, yoksa bu kişilerin arası bozulur.
Martın dokuzunda guguk kuşu ötermiş. Bu kuşun sesini ilk duyan kişi başındaki yazmanın ucunu okuyarak bağlar. İçinden toprak çıkarsa o yıllık bolluk olur, saman çıkarsa kıtlık olur inancı yaygındır.
Elden ele sabun verilmez. Kişilerin arası açılır.
Ambar dibine süpürge sürülmezmiş. Yoksa kıtlık olurmuş.
Dolanmış bir ipi çözebilen bir kızın kayınvalidesi ile iyi geçineceğine inanılır.
Sofra hazırlanır hazırlanmaz gelen bir misafire “kayınvaliden seni seviyormuş” denir.
Bardaktaki çayın dibi boşaltılırsa çay içen kişinin fakir olacağına inanılır.

Çay bardağının üzerine kaşık konursa ev sahibinin kısmetinin kesileceğine inanılır.
Ezan okunurken el işi yapılmaz, o el işinin başına bir şeyler gelir. Eğer bu el işi bir genç kızın çeyizi için yapılıyorsa o genç kızın nasiplerinin kesileceğine inanılır.
Bir çocuğun üzerinden atlarsan, o çocuğun boyunun uzamayacağına inanılır.
Kapı eşiğinde oturulmaz. Yoksa nasipler kapanır.
Çocuğun korkusunun bastırılması için çocuğa kurşun dökülür.
Fal baktırmak gibi eylemler cumartesi, çarşamba yaptırılır. Bu günlerde bakılan fal daha iyi çıkarmış.

Düğünler Pazar ya da Perşembe günü haricinde yapılmaz. Çünkü bu günler mübarektir. Diğer günlerde yapılan düğünlerde çiftin mutsuz olacağına ve işlerinin yolunda gitmeyeceğine inanılır.
Ramazan Bayramı’nda kına çalınmaz, yoksa ölüneceğine inanılır.
Bir kadının ilk çocuğunun kız doğması hayırlı sayılır.
Cenaze evinde yemek yapılmaz. Yemek komşular, akrabalar tarafından yapılıp cenaze evine getirilir.
Soğan, sarımsak kabuğu yakmanın hem uğursuzluk getireceğine inanılır hem de günah olduğu kabul edilir. Soğan ya da sarımsak kabuğu yakmanın kişileri çok kötü durumlarla karşı karşıya getireceğine , başına bir bela geleceğine inanılır.
İncir ağacının dalları ocağa atılmaz. Büyüklerin itinayla küçüklerini uyararak; ‘‘Ocağa incir dalı atıp yakanın ocağına incir ağacı dikilir.’’ sözü şifahi yolla kuşaktan kuşağa aktarılagelmiş ve inanışın kuşaktan kuşağa aktarımını sağlamıştır.
Soğan kabuğunun ocağa atılmasının uğursuzluk getireceğine inanıldığını söylemiştik; ancak yılandan korunmak amaçlı soğan kabuklarının özellikle yakıldığını ve çıkardığı kokudan yılanın rahatsız olup kaçtığına dair de bir halk inanışı yaygındır.

Gece evden bazı şeylerin çıkmasının uğursuzluk getireceğine inanılır. Bu nedenle akşam ezanından sonra tuz ve sabun evden çıkmaz, kimseye verilmez. Çıktığı takdirde evin de tadının tuzunun gideceğine hane halkının mutsuzlaşacağına inanılır.
Ödünç olarak süt verilmez ‘‘Hayvanın altından yel geçer.’’ denir. Hayvanın hastalanacağına inanılır.
Tuzun yalnız gece değil günün her saatinde verilmesi uğursuzluk getirir. Eğer tuz verilmiş ise kişiden en kısa zamanda tekrar alınır. Dost olanın tuz almayacağına aldı ise, geri getireceğine inanılır. Tuzu getirmediği takdirde tuzu veren kişi bir bakıma kendisine uğursuzluk gelmesine neden olan kişiyi dost olarak görmez.
Hamur mayası ve yoğurt mayası verildiği takdirde evin bereketinin kaçacağına inanılır.
Ocaktaki su boş yere kaynatılmaz. Su kaynadıkça düşmanın malının çoğalacağı inancı vardır.
Bahara girerken görülen ilk kelebek beyaz renkli ise ölüye, yeşil renkli ise dileğinin gerçekleşeceğine inanılır.
Kapı arkasına süpürge dik konulduğunda düşmanın ayakta olacağı inancı vardır.
Geceleyin evin tozu süpürüldüğü takdirde evdeki melekler kaçar.
Cuma ve pazar günü eve giren kelebeğin ölmüşlerin ruhu olduğuna inanılır.
Murat kuşu hangi evin önünde erken öterse o evden ölü çıkar.
Kediyle yan yana yatılmaz. Uykuda insan ağzını açarsa içinden ruhunu kapar.

Eşik üstünde oturulursa kişiye iftara gelir.
Kadın çorabını ayakta giyerse kocasının ölümü tez zamanda olur.
Evin tavanı silinmez. Aksi takdirde kişinin kocası ölür.
Yolda insanın önünden tavşanın geçmesi uğursuzluktur.
İnsana ani olarak irkilme gelirse, ‘‘Hazırım Ya Melek’’derler. Azrailin yokladığına inanılır.
Erkeğin elbisesinin üstüne kadın elbisesini koyarsa, kadının sözü daha çok geçer.
Eller kenetlendiğinde ve kollar kavuşturulduğunda kişinin kısmetinin kesileceğine inanılır.
Elbiseler ters asılırsa kişinin işleri de ters gider.
Gece aynaya bakmak günahtır.
Yağmur yağarken ‘‘Sicim gibi yağıyor.’’ Denilirse, yağışın durmayacağına inanılır.
Sirke yapılırken keskin olsun diye iki kişi numaradan kavga eder.
Süpürgenin üstüne oturanın başı beladan hiç kurtulmaz.
Yola giden kişinin arkasından su gibi gidip gelsin diye su dökülür.

Kaynak: Zonguldak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Arşivi

Muhabir: Haber Merkezi