04.17… Bir ülkenin uykuda yakalandığı o karanlık an. İnsanlar uykularının en derin yerindeyken, çocuklar annelerinin koynunda huzurla uyurken, şehirler sarsılmaya başladı. Dakikalar içinde binlerce bina çöktü, sokaklar enkazlarla kaplandı, çığlıklar gökyüzüne karıştı.

13.24… Sabahın şokunu yeni yeni atlatmaya çalışırken ikinci darbe geldi. O an, enkaz altından “Yardım edin” diye fısıldayanların sesi kesildi. Dışarıya kaçıp kurtulduğunu sananlar, yeniden yıkılan binaların altında kaldı. Deprem, o gün sadece toprağı değil, milyonlarca insanın kalbini de parçaladı.

O sabah, Malatya dahil 4 il yerle bir oldu. Anneler, babalar, çocuklar… Kimi sevdiklerine son defa sarılabildi, kimi enkaz altındaki son nefesini çaresizlik içinde bekleyerek verdi. Enkaz altındaki telefon mesajları, son vedalar, çaresiz çırpınışlar hâlâ hafızalarımızda. Soğuk beton yığınları arasında umutla uzatılan eller, birer birer toprağa düştü.

Ve biz, o kara kışın ortasında, koca bir ülke olarak en büyük felaketimizi yaşadık.

Unutmadık, Affetmeyeceğiz!

Depremin ardından hepimiz bir gerçekle yüzleştik: Binalarımız bize mezar olmuştu. Neden mi? Çünkü yıllardır süregelen bir vurdumduymazlık, aç gözlülük ve denetimsizlik, bu yıkımın asıl sebebiydi. Enkazdan çıkan beton parçaları elimizde ufalanıyordu. Kolonlar, içi boş çıkan çürük malzemelerle örülmüştü. Bizden yıllarca saklanan gerçek buydu: Kendi elimizle öldürülmüştük.

Ve şimdi, bunca acının ardından, Malatya’da Acem Beton Firması adlı bir şirketin güvenli olmayan beton ürettiği tespit edildi ve milyonlarca liralık ceza kesildi. Durup düşünelim… 6 Şubat’ın üzerinden iki yıl gibi kısa bir süre geçmişken, yine aynı tehlikeli oyunun içindeyiz! Bu kadar insanın ölümüne sebep olan şeylerden biri, sağlam olmayan beton değil miydi?

Oysa hepimiz, bir daha böyle bir şeyin yaşanmaması için söz vermemiş miydik? “Bir daha asla” dememiş miydik? Peki, Acem Beton Firması bunu nasıl yapabildi?

Çünkü bu ülkede bazıları için kazanç, insan hayatından daha önemli. Daha fazla çimento kullanıp sağlam beton üretmek yerine, maliyeti düşürüp kârını artırmayı tercih eden bir zihniyet var. Daha az malzeme, daha çok para… Peki ya o beton yeni inşaatlarda kullanılsaydı? Kim bilir, belki de bir sonraki depremde yine insanların üzerine çökecekti.

Belki de yıllarca emek verip alın teriyle bir ev sahibi olan aileler farkında bile olmadan mezarlarını satın alıyorlardı.

Bu Bir Suçtur!

O yüzden mesele sadece bir firmaya ceza kesmekle bitmemeli! Bu vicdansızlık, sadece rakamlarla geçiştirilecek bir olay değil! Artık hesap sorma zamanı geldi!

Denetimler sıkılaşmalı, cezalar caydırıcı olmalı. Çünkü bu ülkede güvenli olmayan beton üreten herkes cinayet işlemeye teşebbüs ediyor demektir!

Bugün Malatya’da yakalanan bu firma, ya yarın başka bir yerde aynı şeyi yapanlar ne olacak? Yüzlerce beton üreticisi var ve her birinin denetlenmesi şart! Eğer denetimler sıkı olmazsa, eğer bu firmalar yalnızca birkaç milyonluk ceza ile işin içinden sıyrılabilirse, bir sonraki felakette yine biz kaybedeceğiz.

Yine insanlarımız ölecek, yine o siren sesleri yükselecek, yine o soğuk betonların arasından feryatlar duyulacak.

Ama artık unutmayacağız! Çünkü deprem unutmaz. Deprem, ihmal edenleri, göz yumanları, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenleri affetmez.

O gün geldiğinde, kâr uğruna insan hayatını hiçe sayan herkes o enkazın altında kalır.

Ve biz bir daha, 04.17 ve 13.24’te yaşadığımız o acıyı yaşamak istemiyoruz.

Bu kez dur diyeceğiz. Bu kez, rant uğruna vicdanını satmış olanları kendi pisliğinde boğacağız.

Çünkü bu ülke, bu insanlar, bir daha ölüme terk edilmeyecek kadar değerli.