“Eledim eledim öllük eledim

Aynalı beşikte Canan bebek beledim

Büyüttüm besledim asker eyledim

Gitti de gelmedi Canan buna ne çare.”

Bebeklerini ısıtılmış öllükle sarıp sarmalayan ve beleme(kundaklama) işini yaparken bu acıklı türküyü yanık sesleriyle söyleyen anaları,

Öllük ha öllük diye bağırarak geçen öllük satıcılarını,

Bir daha görme şansımız yok maalesef.

Malatya'da yaşı ellinin üzerinde olup da öllük nedir bilmeyen veya öllüklenmeyen kişi sayısı çok azdır.

Höllük veya öllük çocuk bezinin atasıdır.

Atasıdır derken düşünmeden de edemiyorum, acaba bilim insanlarımız öllükle ilgilenselerdi ve dahi bunu geliştirip şimdiki bezlerden daha sağlıklı bir ürün çıkaramazlar mıydı acaba!

Hem daha geleneksel hem daha ekonomik olmaz mıydı!

Her neyse... Bilmeyenler için kısaca anlatayım.

Şimdiki gibi hazır bezlerin olmadığı dönemlerde kullanılan öllük, killi bir toprak türü olup bu toprağın elenerek küçük boyuttaki parçalarından meydana getirilen bir toprak türüdür.

Höllük hem bebeğin çişinin dışarı sızmasını önler hem bez vazifesi görür hem de ısıtılarak kullanıldığı için sobalı evlerde çocuğun vücut ısısını dengelemesine yardımcı olurdu.

Laboratuar ve tahlil imkanlarının olmadığı günlerde, böylesi bir toprağın bilinip bulunması, toprağımızın kadınına has ve onun Anadolu ismi ile özdeş olmasını sağlayan yüzyılların getirdiği kadim bir mirastır.

Bebeği kundaklamanın tıbben sakıncalı olduğu söylenince, daha pahalı! Fakat daha kullanışlı bebek bezlerinin piyasaya çıkmasıyla, öllük kullanan sayısı gitgide azalarak şimdilerde yok denecek seviyelere geldi.

Bu yazımda da unutulan bir malzememizi hatırlatmaya çalıştım,

Yeni nesil kullanmasa da adını bilsin;

Hiç olmazsa...