Dünyanın neresine giderseniz gidin, cebinizde hangi ülkenin pasaportu olursa olsun; mevzu Malatya olduğunda, bir pazar günü gurbette bir yerlerde o davulun kasnağına vuran ilk tokmağın sesini duyduğunuzda akan sular durur. Damarlardaki kan çekilir, yerini buram buram memleket hasreti alır.
Bugün modern çağın ruhsuz, tek tip kıyafetlerine, plazalarına ve beton binalarına adeta meydan okuyoruz! Araştırmacı Yazar Nezir Kızılkaya’nın tozlu arşivlerden çıkardığı o muhteşem bilgilerin izinde; sandıkların kilidini açıyor, ninelerinizin kerpiç evlerinde ki o huzurun kokusunu odanıza getiriyoruz. Hazırsanız; Çırmıhtı’nın el emeği tezgahlarından Battalgazi’nin dik duruşlu kadınlarına, Arapgir’in yanık klarnetinden toprağa mühür vuran 70 çeşit halayın gizli diline kadar, Malatya’nın unutulan o muhteşem zarafet şifrelerini tek tek çözüyoruz.
SOKAKLARIN UNUTULAN MODASI MANUSA ÇARŞAF VE ÇİNKO PEŞTEMAL
Eski Malatya’da şıklık, mağaza vitrinlerinde değil, evlerin pencerelerinden yükselen dokuma tezgahlarının o asil tıkırtılarında saklıydı. Yeşilyurt (Çırmıhtı), Gündüzbey, Yukarı Banazı, Barguzu ve Kilayik (Yakınca) gibi yörelerde kadınlar kendi ipliklerini kendileri eğirir, kendi modalarını oluştururlardı.
- Çinko Peştemal: 1975’lere kadar Malatya sokaklarının vazgeçilmeziydi. Siyah-beyaz kareli, vakur ve asil bir duruşu vardı.
- Manusa Çarşaf: Genç kızların ve çiçeği burnunda gelinlerin gözbebeğiydi. Daha ince, daha hafif ve rengarenk dokunurdu. Manusa çarşafına sarınmış bir Malatya kızı, sokakta adeta bir kuğu gibi süzülürdü.
- Arapgir Kemhası: Culfa tezgahlarının sultanıydı. Şalvarlıklar, abalar bu kumaştan kesilir; giyen erkeğe de kadına da bambaşka bir heybet katardı.
BAŞTAN AYAĞA ESTETİK KÜLLÜK, SAKINDIRAK VE BERVANİK
Malatya kadınının giyimi sadece estetik bir kaygı taşımaz, baştan ayağa bir anlam hiyerarşisi barındırırdı. Bugün o kelimeleri duyduğumuzda bile burnumuzun direği sızlıyor:
- Küllük ve Sakındırak: Kadınlar başlarına keçeden yapılan, etrafı altın liralarla bezeli "küllük" adı verilen bir fes takarlardı. Bu fesin rüzgarda düşmemesi, asil durması için çene altından bağlanan ipe ise "sakındırak" denirdi. İsmi bile o dönemin edebini ve korumacı ruhunu özetlemeye yeter!
- Tepelik: Fesin en üst kısmına gümüş ya da bakırdan yapılan işlemeli ince bir tabaka konurdu. Varlıklı aileler bu tepeliğin ön kısmına sıra sıra altınlar dizerdi; bu, kadının ailedeki sarsılmaz yerinin ilanıydı.
- İzar ve Bervanik: Başın üzerine örtülen beyaz ince tülbentten "izar", bel hizasını geçer, sırtı bir pelerin gibi süslerdi. Belde ise kadife ya da basmadan yapılan zıbınların üzerine bağlanan o meşhur "bervanik" (önlük) yer alırdı. Şehrin güneyinde ise bu ihtişam "üç etek" ile taçlanırdı.
TOPRAĞA MÜHÜR VURAN RİTİM 70 ÇEŞİT MALATYA HALAYI
Giyim kuşamdaki bu asalet, kendini en çok nerede gösterirdi bilir misiniz? Tabii ki o omuzların kenetlendiği halay halkasında. Malatya, Anadolu’nun halk oyunları haritasında tam 70’e yakın özgün halayıyla bir devdir.
Malatya halayları paldır küldür, gürültüyle oynanmaz. Davul-zurnanın o ağır ve vakur ritmiyle başlar. "3 ileri 1 geri" adımlarla toprağa basılır. O adımlar; Malatya insanının sabrıdır, hayata karşı acelesiz ama sarsılmaz duruşudur.
“Malatya Malatya”, “Kaleden kaleye şahin uçurdum” ya da gurbetteki her annenin, her genç kızın yüreğini dağlayan o kına havası: “Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter...” Ekip başının elindeki o nakışlı beyaz mendil havada her süzüldüğünde, gurbetle sıla arasındaki mesafeler yok olur. Merkezde davul-zurna göğsü titretirken, Arapgir’e gidildiğinde klarnetin o içli ve yanık nefesi ciğeri söker alır.
HEYT BE BENİM MEMLEKETİM!
Erkeklerin başındaki ak işlemeli "Küm" (papak), iç gömlek olarak giyilen köynek ve mıntanlar, ayaklardaki nakışlı yün çoraplar ve siyah renkli yemeniler belki bugün sadece sahnelerde kaldı. Çırmıhtı’nın sokaklarından o dokuma tezgahlarının sesleri çekildi, eski ustalar birer birer kerpiç evlerden sessizce göçtü.
Ayağa giyilen o el emeği, göz nuru nakışlı yün çoraplar ve siyah renkli yemeniler, toprağa basarken adeta ses verir, halayın ritmine ritim katardı. Ama ne zaman bir gurbet akşamında bir Malatya türküsü feryat etse, ne zaman bir düğünde omuzlar birbirine değse, bervaniklerin asil ruhu yeniden canlanıyor.
Malatya sadece kayısının başkenti değil; asırlık gelenekleriyle, birbirine kenetli insanıyla yaşayan, yaşayacak olan asil bir çınardır. Bugün pazar... Memleketinin kokusunu özleyen, kültürünü gururla göğsünde taşıyan tüm hemşehrilerimize Malatya’nın sandık kokulu sokaklarından bin selam olsun!